İSTANBUL, BEŞİKTAŞ’TA “İKLİM ADALETİ İÇİN GIDA VE TOHUM TEKELLERİNİ BOYKOT” ÇAĞRISI

Çiftçi-Sen ve GDO’ya Hayır Platformu La Via Campesina’nın yaptığı çağrı uyarınca herkesi gıda tekellerini boykota çağırdı.

Beşiktaş, İskele Meydanı’nda 16 Ekim 2010 tarihinde saat 12:00′de bir araya gelen Çiftçi-Sen ve GDO’ya hayır Platformu üyeleri pankartları, balonlarıyla basına ve kamuoyuna iklim adaleti için endüstriyel tarımdan vaz geçilmesi, gıda ve tohum tekellerinin boykot edilmesi çağrısında bulundular. Çağrı metni şöyle:

İKLİM ADALETİ İÇİN GIDA TOHUM TEKELLERİNİ BOYKOT

Tarım, gıda, ecza ve tohum tekelleri gıdaya egemen oluyor. Türkiye’de bu sürçte temel gıda maddelerinde bağımlı hale geliyor/getiriliyor. Haziran ayında Bakanlığın talimatı ile Biyogüvenlik Yasası’na aykırı biçimde 32 GDO’lu ürünün ve bu bağlamda da binlerce GDO’lu malın Türkiye’ye girmesine izin verildi. Bu ürünler kimindi? Bir kısmı Monsanto isimli çok uluslu şirketin. Dünya’da biyolojik çeşitliliği ve halkların yaşamını hiçe sayan gıda tekelleri, patentini aldıkları malların kobayı olmamız için yoğun bir çaba harcıyor. Mısır ve bu mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker başta olmak üzere pek çok ürün bu tekellerin denetiminde sofralarımıza ve tarlalara sokuluyor. Nasıl üretildiğini ve ne yediğimizi bilmiyoruz. Gıda ve tohum tekellerinin bu endüstriyel tarım politikası ile gıda üretim ve dağıtım sistemi küresel iklim değişikliğini (yüzde 47 ile 54 oranında) daha fazla tetikliyor. Gıdanın tek tipleştirilmesi ile birlikte, salgın hastalıkların ve yoksulluğun düzeyi giderek artıyor.

Bu sürece dur demek bizim elimizde. İklim değişikliğine karşı mücadele etmek için yapacağımız ilk şey gıdanın tohumdan başlayan üretiminin, imalatının ve dağıtım sistem zincirinin tüm halkalarını ele geçiren tarım, gıda, ecza ve tohum tekellerinin politikalarına karşı durmaktır. Aralık ayında Cancun’da dünyanın geleceğini yeniden kurmak için yeni bir süreç başlayacak. İklim politikasında nasıl bir yaşam kurulacağı tartışılacak. Biz bu sürecin parçası olarak, Türkiye‘deki Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nda üyesi olduğu Via Campasina adlı çiftçilerin uluslararası örgütün çağrısıyla tohum ve gıda tekellerini ve Monsanto’yu boykota çağırıyoruz. Cancun’da aralık ayında gerçekleştirilecek iklim değişikliği konferanslarına doğru ekolojik bir dünya için sokaklarda mücadeleye çağırıyoruz. Bu sürece hazırlanan örgütlerle birlikte bizlerde iklim adaleti için Monsanto’nun GDO’lu endüstriyle tarımını protesto edeceğiz. Bu eylemlilikle endüstriyel tarımını iklim değişikliğini tetiklemesine dikkat çekeceğiz. Biyogüvenlik Yasası sonrasında Türkiye’de GDO’lu üretim yasaklandı. Ama dünyada bu üretim devam ediyor. Sadece çiftçilerin iç pazarda desteklenmesi ile biz bu süreci tersine çeviremeyiz. Bununla birlikte dünya genelinde GDO’ya dayalı endüstriyel kapitalist tarıma dur demeliyiz. Bunu sağlayacak bir sürecin parçası olarak Aralık ayına kadar ekoloji mücadelesinin bileşenleri ile birlikte dünyanın geleceğini tartışmaya eylemliliklerle devam edeceğiz.

Şirketlerin değil, toplumun (üretici ve tüketicilerin) yönettiği bir gıda sistemi için; ihracata yönelik üretilen, temel gıda maddelerini dünya borsalarında ticarete konu eden, kıtalararası gıda sirkülasyonu nedeniyle iklim değişikliğini tetikleyen tarım, gıda ve dağıtım sistemi değil, doğayla uyumlu tarım, gıda ve dağıtım sistemi için; Enerjiyi, suyu, kentleri ve biyolojik çeşitliliği koruyan bir yaşam için; aşırı tüketimi körüklemeyen, gereksinimi minimize edebilen bir yaşam için.

Bu bağlamda da iklim değişikliğinin mağduru olan milyonlarca insan için şirketlerin denetiminde bulunan gıdanın özgürleşmesi ve eşit bir üretim sistemi içinde kent ve kırın demokratik planlaması ile GDO karşıtı mücadele daha etkin olacaktır. Bu nedenle tüm yaşamı atomize eden bu beslenme sistemine karşı ve bize dayatılan tüketim kalıplarına karşı gıda ve tohum tekellerini boykot ediyoruz. Toprağı aç, hayvanı aç ve insanı aç bırakanların yaldızlı mesajlarla kutladığı dünya gıda günü kutlamalarını istemiyoruz. Devletlerin ve şirketlerin pazarlığı dışında, 16 Ekim Dünya Gıda Gününde gıda ve tohum tekellerinin ürünlerini kullanmama ve onları sokaktan ve yaşamlarımızdan kovmaya davet ediyoruz.

GDO’ya HAYIR PLATFORMU

ÇİFTÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU

Kaynak: ekolojistler.org

DANIŞTAY, GDO YÖNETMELİĞİ İLE GETİRİLEN SERBESTİYE DUR DEDİ

Ekoloji Kolektifi Derneği ekolojistler.org sitesinden yaptığı basın duyurusuyla, Danıştay’ın Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) 1 Mart 2010 tarihine kadar serbest geçişine izin veren yönetmeliğin geçici birinci maddesinin yürütmesini durdurduğunu duyurdu. Danıştay’ın kararının gerekçesinde 20 Ocak’ta yapılan değişiklikle eklenen geçici maddenin, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle bağdaşmadığı, çevre ve insan sağlığı yönünden risk oluşturabilecek durumlarda risk oluşturan hallerin kazanılmış hak olarak korunamayacağının belirtildiği ifade edildi. Danıştay 10. ve 13. Daireleri Müşterek Kurulu, 20 Kasım 2009′da yayınlanan, 20 Ocak’ta değişiklik yapılan GDO yönetmeliği’nin 26 Ekim 2009′dan önce kontrol belgesi almış ürünlerin geçişinin 1 Mart 2010 tarihine kadar izin verilmesi ile ilgili geçici 1. maddesinin yürütmesinin durdurulmasına oy birliğiyle karar verdi.

Ekoloji Kolektifi Derneği üyeleri, 26 Kasım tarihli GDO Yönetmeliği Değişikliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrası, 7. maddesinin birinci fıkrası ve geçici 1. maddesinin yürütmesinin durdurulması ve iptal istemi ile Danıştay’da dava açmıştı.

İPTALİ İSTENİLEN MADDELER NE GETİRİYOR?

GDO Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasında GDO’lu gıda ve yemlerin transit geçişine ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça belirleneceği belirtilirken; 7.nci maddesinin birinci fıkrasında ise Bakanlık tarafından GDO ile ilgili bilimsel ve teknik verileri araştıracak, yorumlayacak ve görüş oluşturacak, görev süreleri iki yıl olan uzmanlar listesinin oluşturulması usul ve esasları düzenlenirken geçici 1. maddesi ile 26/10/2009 tarihinden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin Avrupa Birliğinin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile, Yönetmeliğin 6 ncı, 9 uncu ve 11 inci madde hükümlerinin 1/3/2010 tarihinden itibaren uygulanmasına dair düzenleme getirilmişti.

Danıştay 10. Dairesi’nin karar gerekçesinde “Geçici birinci maddesindeki düzenlemenin hukuka aykırı ve telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağı gerekçesi ile yürütmesini durdurulduğu” ifade edildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 26 Ekim 2009 tarihinde yayınladığı GDO yönetmeliği, kamuoyunun baskısıyla 20 Kasım 2009 tarihinde değiştirilmiş ve yürütmesi durdurulan geçici 1. madde ile 1.3.2010 tarihine kadar erteleme getirilmiş, ardından 20 Ocak 2010 tarihli ikinci değişiklik ile bu istisna daha da genişletilmişti.

Yürütmenin durdurulması gerekçesinde; 20.11.2009 tarihli Yönetmelik değişikliği ile düzenlenen geçici 1. maddede, 26/10/2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin ithalatında bu ürünlerin AB’nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile Yönetmeliğin 6., 9. ve 11. madde hükümlerinin 1/3/2010 tarihinden itibaren uygulanacağı hükmü yer alırken 20.1.2010 tarihli 3. Yönetmelik değişikliği ile getirilen düzenlemede bu madde yürürlükten kaldırılmıştı.

Dava gerekçesinde yapılan değişiklik ile 20.1.2010 tarihinde kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında 1/3/2010 tarihine kadar denetim yapılmayacağına dair düzenleme getirilirken geçici maddenin kapsamı hem asıl yönetmeliğin istisna tutulan maddelerinin sayısı ve içeriği yönünden, hem de kontrol belgesinin alındığı tarih yönünden istisnanın uygulama alanının genişletilmek suretiyle 1/3/2010 tarihine kadar denetimin ertelendiğine dikkat çekiliyor. Söz konusu değişiklik ile uygulamanın sona erdirilmeyip aksine genişletilerek sürdürüldüğü ve Yönetmelik değişikliğinin sebebi olarak gösterilen ve yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş kontrol belgelerinin kazanılmış hakkı olduğuna dair düşüncenin de hukuka uygun olmadığı belirtiliyor.

Danıştay kararında: “Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın gıda güvenliğinin temini ve halkın gereği gibi beslenmesinden sorumlu olduğu, GDO’lu ürünler gibi insan sağlığı yönünden güvenli olmayan riskli ürünlerin ithalatına ve tüketiciye arzına izin verilemeyeceği gibi bu alanda yaşanan boşluğu gidermek amacıyla çıkarılan yönetmeliğin derhal uygulanmaya başlanması gerekirken uygulamanın 1/3/2010 tarihine ertelenmesinde Yönetmelik ile elde edilmesi amaçlanan koruma, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle bağdaşmadığına, çevre ve insan sağlığı yönünden risk oluşturabilecek durumlarda risk oluşturan hallerin kazanılmış hak olarak korunamayacağına karar verildiği belirtilerek dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin yürütmesi durdurulmuştur.” deniliyor.

Karar ile ilgili Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından akşamüstü yapılan yazılı açıklamada kamu yararı gereği genetiği değiştirilmiş organizmaların yaratacağı tehlike ve riskler karşısında bu ürünlerin denetimi geciktirilemeyeceği ve savsaklanamayacağı belirtilerek bu ürünlere karşı Türkiye üreticisi ve tüketicisi savunmasız bırakılamayacağına dikkat çekildi ve genetiği değiştirilmiş organizmaların savunucusu tüm tekellere karşı halkın koruyucusu olması beklenen hükümetin, en kısa zamanda GDO’ları yasaklayan bir biyogüvenlik yasasını hazırlaması gerektiği ifade edildi.

Ekoloji Kolektifi Derneği adına kararı duyuran Emre Baturay Altınok da Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararının, yönetmeliğin uygulamasını geciktiren düzenlemeye bir yanıt niteliğinde olduğunu ve tüm kamuoyunun umutla beklediği Biyogüvenlik Kanunu’nun GDO’ların serbestisi ile ilgili düzenlemeler içeren hazırlığının gizli kapılar ardında yapılmasının ve TBMM’ye sevkine kadar bir tek maddesinin demokratik kitle örgütlerinin görüşlerine açılmadığı bir ortamda Kanun taslağının alelacele TBMM komisyonlarına taşınarak görüşmeye açılması da tehlikenin bitmediğini gösterdiğine dikkat çekti.

ekolojistler.org , 18.02.2010

Haber, ekolojistler.org adına İkbal POLAT tarafından hazırlanmıştır.

GDO TEKELLERİNE DEĞİL, HALKIN ÇIKARLARINA YOL VERİN

Danıştay 10. ve 13. Daireleri Müşterek Kurulu, 20.11.2009 tarih, 27412 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan GIDA VE YEM AMAÇLI GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNİN İTHALATI, İŞLENMESİ, İHRACATI, KONTROL VE DENETİMİNE DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK’in 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “GDO’lu gıda ve yemlerin transit geçişine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir” ifadelerinin; 7.nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen Bakanlık tarafından GDO ile ilgili bilimsel ve teknik verileri araştıracak, yorumlayacak ve görüş oluşturacak, görev süreleri iki yıl olan uzmanlar listesinin oluşturulması usul ve esasları ile 26/10/2009 tarihinden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin Avrupa Birliğinin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile, Yönetmeliğin 6 ncı, 9 uncu ve 11 inci madde hükümlerinin 1/3/2010 tarihinden itibaren uygulanacağına dair Geçici 1. maddesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile Ekoloji Kolektifi Derneği üyelerinin açtığı davada 5/1 ve 7. maddelere ilişkin istemin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın savunmasının alınmasından sonra değerlendirmeye alınmasına karar verdi, Geçici 1. maddesindeki düzenlemenin ise hukuka aykırı ve telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağı gerekçesi ile yürütmesini durdurdu.

Yürütmenin durdurulması gerekçesinde 20.11.2009 tarihli Yönetmelik değişikliği ile düzenlenen geçici 1. maddede, 26/10/2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin ithalatında bu ürünlerin AB’nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile Yönetmeliğin 6., 9. ve 11. madde hükümlerinin 1/3/2010 tarihinden itibaren uygulanacağı hükmü yer alırken 20.1.2010 tarihli 2. Yönetmelik değişikliği ile getirilen düzenlemede bu madde yürürlükten kaldırılmış ve değişikliğin yürürlüğe girdiği 20.1.2010 tarihinde kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında 1/3/2010 tarihine kadar denetim yapılmayacağına dair düzenleme getirilirken geçici maddenin kapsamı hem asıl yönetmeliğin istisna tutulan maddelerinin sayısı ve içeriği yönünden, hem de kontrol belgesinin alındığı tarih yönünden istisnanın uygulama alanının genişletilmek suretiyle 1/3/2010 tarihine kadar denetimin ertelendiğine dikkat çekilmiş, söz konusu değişiklik ile uygulamanın sona erdirilmeyip aksine genişletilerek sürdürüldüğüne dikkat çekilmiş ve Yönetmelik değişikliğinin sebebi olarak gösterilen ve yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş kontrol belgelerinin kazanılmış hakkı olduğuna dair düşüncenin de hukuka uygun olmadığı belirtilmiştir.

Danıştay kararında devamla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın gıda güvenliğinin temini ve halkın gereği gibi beslenmesinden sorumlu olduğu, GDO’lu ürünler gibi insan sağlığı yönünden güvenli olmayan riskli ürünlerin ithalatına ve tüketiciye arzına izin verilemeyeceği gibi bu alanda yaşanan boşluğu gidermek amacıyla çıkarılan yönetmeliğin derhal uygulanmaya başlanması gerekirken uygulamanın 1/3/2010 tarihine ertelenmesinde Yönetmelik ile elde edilmesi amaçlanan koruma, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle bağdaşmadığına, çevre ve insan sağlığı yönünden risk oluşturabilecek durumlarda risk oluşturan hallerin kazanılmış hak olarak korunamayacağına karar verildiği belirtilerek dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin yürütmesi durdurulmuştur.

Yaşanan hukuki süreç göstermiştir ki, kamu yararı gereği genetiği değiştirilmiş organizmaların yaratacağı tehlike ve riskler karşısında bu ürünlerin denetimi geciktirilemez ve savsaklanamaz. Bu ürünlere karşı Türkiye üreticisi ve tüketicisi savunmasız bırakılamaz. Bu alanda yapılacak hukuki düzenlemelerin başta anayasanın 56. Maddesinde düzenlenen sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına, çevre kanunun biyoçeşitliliğin korunmasına ilişkin hükümlerine, uluslar arası anlaşmaların gereği olarak ihtiyat ilkesine ve anayasal bir ilke olarak kanuni idare ilkesine aykırı olması mümkün değildir. Bu nedenle, genetiği değiştirilmiş organizmaların savunucusu tüm tekellere karşı halkın koruyucusu olması beklenen hükümetin, en kısa zamanda GDO’ları yasaklayan bir biyogüvenlik yasasını hazırlaması gereklidir. Danıştay’ın verdiği bu yürütmeyi durdurma kararı, yönetmeliğin uygulamasını geciktiren düzenlemeye bir yanıt niteliğindedir. Ancak tüm kamuoyunun umutla beklediği Biyogüvenlik Kanunu’nun hazırlığının gizli kapılar ardında yapıldığı ve TBMM’ye sevkine kadar bir tek maddesinin demokratik kitle örgütlerinin görüşlerine açılmadığı bir ortamda Kanun taslağının alelacele TBMM komisyonlarına taşınarak görüşmeye açılması da tehlikenin bitmediğini göstermektedir.

Ekoloji Kolektifi’nin bileşeni olduğu GDO’ya Hayır Platformu ve GDO karşıtı tüm duyarlı kesimler bu sürecin takipçisi ve yaşamın, üreticinin, emeğin yanında dayanışmanın ve birliğin sesi olmaya devam edecektir.

EKOLOJİ KOLEKTİFİ -18.02.2010

TÜKETİCİNİN HEM CEBİ, HEM DE SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA!

Türkiye‘de yaşanan gıda güvenliği sorunları, halk sağlığı üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Sorun, ilgili mevzuatın eksikliği / yetersizliği / yanlışlığından başlamakta, gıda denetimlerinden neredeyse vazgeçildiği bir ortamda boyut kazanmakta, tarım ve gıda sektörü ile ilgili uygulanan politikaların doğurduğu sosyo ekonomik yapı üzerinde şekillenmektedir.

Üretici ve tüketici konumundaki milyonlarca yurttaşımızın refahını ve sağlığını olumsuz etkileyen gıda güvenliği sorunlarından, son günlerde önem kazanan biyogüvenlik alanı ile et sektörü gelişmeleri konusundaki ODA‘mız değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşmayı gerekli ve yararlı gördük.

1 – Biyogüvenlik Yasa Tasarısı

Uluslararası düzeyde yapılan bilimsel çalışmalar, GDO‘lu ürünlerin alerjik reaksiyonlar doğurduğunu ve antibiyotiğe direnç yarattığını kanıtlamış; kan biyokimyasında bozulmalar – organ hasarları – doğum anomalileri – üçüncü nesilden sonra kısırlık yaratma risklerinin de varlığını ortaya koymuştur.

Buna karşılık, Türkiye‘ye 1998 yılından bu yana 30 milyon tondan fazla GDO‘lu olma riski yüksek mısır, pamuk, soya ve pirinç girmiş, karşılığında 15 milyar dolar düzeyinde ithalat parası ödenmiştir.

Tüketici ve halk sağlığı ve çıkarını hiçe sayan bu durum tarafımızdan yıllardır dile getirilmiş ve derhal bir Biyogüvenlik Yasa‘sı çıkartılarak sorunun çözüme kavuşturulması talep edilmiştir.

Buna karşılık, tüm ikazlarımıza rağmen Yasa çıkarılmadan 26 Ekim 2009 tarihinde GDO ticaretini serbest bırakan bir Yönetmelik yayımlanmış; kamuoyundan yükselen haklı itirazlar karşısında 20 Kasım 2009 tarihinde Yönetmelik değişikliği yapılmıştır. İlgili Yönetmelik ve değişikliği için Danıştay önce yürütmenin durdurulması kararı vermiş, ardından yapılan itiraz üzerine bu kararı kaldırmıştır. Böylece hukuki durum, tamamen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın düzenlediği biçime dönmüşken; bu kez Bakanlık, “hukuki duruma uyum sağlamak” gibi asla geçerli olmayacak yeni bir mazeret öne sürerek, 20 Ocak 2010 tarihinde bir Yönetmelik değişikliği daha yaparak, daha evvel yaptığı düzenlemelerin önemli bir bölümünün uygulamasını 1 Mart 2010 tarihine kadar ertelemiş; böylece yaratılan hukuki kaos ortamında milyonlarca dolarlık rantlar üretilebilmiştir.

Daha evvel sorduk, yanıt alamadık. Şimdi bir kez daha soruyoruz:

1) 26 Ekim 2009 tarihine kadar kontrol belgesi almış ürün kaç tondur?

2) 26 Ekim 2009 – 20 Ocak 2010 tarihleri arasında kontrol belgesi almış ürün kaç tondur?

3) Bunların ürün dağılımı nasıldır?

4) Bunların ithalatçıları kimlerdir?

5) GDO analizi konusunda akredite edilen kaç tane özel kuruluş vardır, bunların akreditasyon tarihleri nelerdir ve sahipleri kimlerdir?

6) Bakanlık 26 Ekim 2009 tarihli Yönetmeliği ile yurtiçi edilmesine izin vermediği ve 20 Kasım 2009 tarihinde tedbirlerini geliştirme ihtiyacı duyduğu riski büyük GDO‘ların ithalatına, ne olmuştur da izin verme durumunda kalmıştır?

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın bu yakıcı sorular karşısında sessiz kalma hakkı yoktur. Bakanlığı kamuoyuna açıklama yapmaya bir kez daha davet ediyoruz.

Yönetmelik ve değişikliklerinin doğurduğu bu karmaşa ortamının dışında, Biyogüvenlik Yasa Tasarısı‘nın TBMM Komisyonlarındaki görüşmeleri tamamlanmıştır. Kısa süre içinde Genel Kurul‘da görüşülmeye başlanacak Tasarı, halk sağlığı açısından kalıcı düzenlemeler getirmesi açısından, büyük önem taşımaktadır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak, bugüne dek sürdürülen GDO tartışmalarının halk yararına sonuçlanabilmesini sağlayabilmek için, bu kritik dönemeçte, Tasarı ile ilgili değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaşmayı görev sayıyoruz;

a) Tasarı‘nın genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvan üretimini yasaklayan içeriği doğrudur. Daha önce bu ürünlerin ekimini serbest bırakan bir Tasarı Taslağı‘nı Bakanlar Kurulu‘na sevk eden Bakanlığın, kamuoyundaki haklı tepkiler üzerine bu tavrından vazgeçmesi, kamuoyu baskısının gücünü ve değerini göstermesi açısından anlamlıdır.

b) Buna karşılık, yukarıda sağlık riskleri sayılan GDO‘lu ürünlerin ithalatının serbest bırakılması, hem halk sağlığı hem de Türkiye‘nin tarımsal üretim potansiyeli açısından büyük bir yanlıştır. Çıkarılan Yönetmeliklerde GDO‘ların bebek mamalarında kullanımı ve antibiyotiğe direnç geni taşıyan GDO‘lu ürünlerin ithalatı yasaklanmışken, Yasa Tasarısı bu konularda bir yasaklama getirmemektedir. Ayrıca, GDO‘lu ürünlerin etiketlenmesinde geçerli olacak ve Avrupa Birliği‘nde %0.9 olarak belirlenen eşik değerin saptanması yetkisinin Tasarı ile Bakanlığa bırakılıyor olması, bir diğer önemli eksiklik olarak öne çıkmaktadır.

c) Tasarı‘nın en can alıcı bölümlerinden birisi de, tüm bu düzenlemeleri yapmaya yetkili kılınacak Biyogüvenlik Kurulu‘nun oluşumuna ilişkindir. Tasarı‘ya göre Kurul, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘ndan 4, Çevre ve Orman Bakanlığı‘ndan 2, Sağlık – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı – Dış Ticaret Müsteşarlığı‘ndan 1‘er üye olmak üzere toplam 9 üyeden oluşmakta; Tarım Bakanlığı kontenjanından iki kişi ise, üniversite ve meslek örgütleri tarafından gösterilecek adaylar arasından Bakanlıkça seçilecektir. Şimdi soruyoruz: 1998 yılından bu yana, meslek Oda‘ları, platformlar ve birliklerinin tüm haklı uyarılarına kulak tıkayarak Türkiye‘ye 30 milyon ton GDO‘lu ürün girmesine göz yuman Bakanlıkların atadıkları temsilcilere halk nasıl güven duyacaktır? Bakanlık, üniversite ve meslek örgütlerinin gösterdiği adaylar içinden seçme hak ve yetkisini nereden almaktadır? Bu üniversiteler ve meslek örgütleri hangileri olacaktır? Bugüne dek GDO konusunda bir tek çalışma – açıklama yapmamış meslek örgütlerinden seçilmesinde Tasarı gereği bir engel olmayan üyeler, Kurul içinde nasıl bir etkinlik gösterebileceklerdir?

d) Bütün bu soruların karşılığının halk yararına olabilmesi için, 13 kişiden oluşmasını önerdiğimiz Biyogüvenlik Kurulu‘nun üyeleri de şöyle olmalıdır: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı‘ndan 1‘er kişi, Yüksek Öğretim Kurumu tarafından konusunda uzman olan ve şirketlerle ortak proje yapmamış öğretim üyeleri arasından belirlenecek üç kişi, TMMOB‘ye bağlı Ziraat, Gıda ve Çevre Mühendisleri Odası tarafından belirlenecek üç kişi, Türk Tabipler Birliği‘nden bir kişi, tüketici örgütlerini temsilen kendileri tarafından seçilecek bir kişi, olmak üzere toplam 13 kişi.

Bu çerçevede, Türkiye‘nin biyoteknolojik araştırmalarının altyapısını kuran ve geliştiren, ülkenin biyogüvenliğini sağlayan, GDO‘lu ürünlerin üretim – ithalat ve transit geçişini yasaklayan, Biyogüvenlik Kurulu‘nu bağımsız – bilimsel – demokratik bir temelde kuran bir Biyogüvenlik Yasası için, halkın ve yazılı ve görsel basınımızın dikkati ve katkısının önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

2- Et Fiyatlarında Artış ve İthalat Tartışmaları

Son günlerde hızla artan et fiyatları, hem halkın mutfağına kırmızı etin girememesine neden olmakta, diğer taraftan da ithalat tartışmalarını alevlendirmektedir. 2009 Haziran ayında 18 TL olan dana kıyma fiyatı, 2010 Şubat ayında 24 TL‘ye, 20 TL olan dana biftek fiyatı 28 TL‘ye, 26 TL olan dana bonfile fiyatı 30 TL‘ye, 17 TL olan kuzu but fiyatı da 23 TL‘ye çıkmıştır. Bu çerçevede, ortalama bir Avrupa‘lı yılda 75 kg kırmızı et tüketirken, ülkemizde kişi başına tüketim 8 kg ın altına düşmüştür. Kurban Bayramı dışında et tüketemez bir toplum haline dönüşmenin kabul edilemezliği açıktır. Sorunun doğru bir şekilde ele alınarak çözülmesi gereklidir. Bunun için de, şüphesiz, öncelikle sorunun doğru tespitine ihtiyaç vardır.

a) Türkiye, hızla artan ve dinamik bir nüfus yapısına sahiptir. 1980 yılında 44.5 milyon olan nüfusumuz, bugün 72.5 milyon düzeyindedir. Buna karşılık, TÜİK verilerine göre, aynı dönemde büyükbaş hayvan varlığı 16.9 milyondan 10.9 milyona; küçükbaş hayvan varlığı ise 67.6 milyondan 29.5 milyona gerilemiştir. Türkiye‘nin 1980 yılında 204 bin ton olan kırmızı et üretimi, günümüzde 480 bin ton düzeyindedir.

b) 1980 – 2010 dönemini yansıtan bu tablo, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi düzenleyici ve müdahale edici kuruluşların tasfiye edildiği ve işlevsizleştirildiği bir süreç içinde; yem fiyatları başta olmak üzere her türlü girdi fiyatının sürekli arttığı, buna karşılık et ve süt fiyatları artışının geri kaldığı, piyasada oluşan kartellerin üretici fiyatlarını baskıladığı bir dönemi anlatmaktadır. Çayır ve meraların amaç dışı kullanıldığı, bu alanlardan çeşitli nedenlerle yararlanılamadığı, tespit – tahdit – tahsis işlemlerinin etkinlikle yürütülemediği bu dönemde, üretici hayvansal üretimden giderek kopmuştur. Buna karşılık hem canlı hayvan, hem lop et kaçakçılığı, bazı kesimler için büyük rant kapıları oluşturmuştur.

c) 2000 – 2010 dönemi, tüm aksi iddialara rağmen, hayvancılıkta geriye gidişin sürdüğü yıllardır. Türkiye‘nin 2000 yılında büyükbaş hayvan varlığı 10 milyon 761 bin iken, bugün 10 milyon 860 bin dolayındadır. Aynı dönemde küçükbaş hayvan varlığı 28 milyon 492 bin‘den, 23 milyon 975 bin‘e gerilemiştir. Kaldı ki, sektörün birçok uzmanı, Türkiye‘nin gerçek hayvan varlığının, bu sayının oldukça altında olduğunu ifade etmektedirler. Aynı dönemde kırmızı et üretimi ise 491 bin ton‘dan 482 bin ton‘a düşmüştür.

d) Bu tablonun bir kriz fotoğrafına dönüşmesinde, kilit dönem 2007 yılıdır. Bu dönemde artan girdi fiyatları karşısında, süt tekellerinin çabasıyla süt fiyatlarının 35 kuruşa kadar geriletilmesi, birçok hayvanın kesime gönderilmesine neden olmuştur. Üreticinin “Sarı Kız Hakkını Helal Etmiyor” teması altında yaptığı mitingler, gazete ilanları dikkate alınmak yerine; “ideolojik” olarak tanımlanmıştır. Oysa 2007 yılının istatistikleri, yalın gerçeği ortaya koymaktadır: 2005 ve 2006 yıllarında sırasıyla 409 ve 439 bin ton olan kırmızı et üretimi, 2007 yılında, yoğun kesimler nedeniyle 576 bin ton‘a yükselmiştir. Bir kriz ve çöküş istatistiği olmasına rağmen, bu durum, et üretimi artışı olarak kamuoyuna yansıtılmıştır. Sonuçta, Türkiye kaçınılmaz gerçek ile yüz yüze gelmiştir. Bugün, talebi karşılamakta yetersiz olduğu açık olan bir üretim eksikliği ortadadır. Bu durum, spekülasyon diye geçiştirilemeyecek kadar ciddidir.

e) Gıda denetimlerinin eksikliği, bir başka önemli sorun olarak ortadadır. Piyasayı denetlemekle sorumlu kamu yönetimi yapılarının hizmet binalarına 100 metre mesafede yapılan 1 TL‘ye döner ekmek, 3 TL‘ye bir kilo sucuk satışları görmezden gelinmektedir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın 5 bin gıda denetmeni ile 400 bin gıda üretim – satış ve dağıtım noktasını, bir bu kadar da kayıt dışı sektör varken, etkinlikle denetleyebilmesi fiziken mümkün değildir. Tüm haklı ikazlarımıza rağmen, bu alanda çalışan kamu görevlilerinin sayısını yeni alımlarla artırmayan, işletmelerin iç denetimini sağlayan sorumlu yöneticilerin sorunlarını çözmek ve sistemin etkinliğini artırmak yerine hazırladığı Yasa Tasarı taslakları ile sorumlu yöneticiliğin çalışma alanlarını en alt düzeye indirgeyerek sistemi fiilen ortadan kaldırmaya çalışan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, gıda denetimleri alanındaki bu korkunç tabloyu ortadan kaldırmakla yükümlü ve görevlidir.

f) Sorunun, ciddiyetine bağdaşır bir şekilde, doğru ve kararlı politikalarla çözülmesi gereklidir. Kimi çevrelerce çözüm olarak sunulan ithalat, mevcut üretim yapısının da çökmesine neden olacaktır. Bu çerçevede, acilen hayvan populasyonunu artırıcı, verimliliği yükseltici üretim odaklı politikalara ihtiyaç vardır. Bunun yanında, ülkeyi baştan başa esir almış olan hayvan hastalıklarının eredike edilmesi için ciddi çalışmalara acilen ihtiyaç bulunmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde uygulanan hibe desteği, tüm ülkeyi kapsayacak biçimde genişletilmelidir. Ayrıca destek miktarı da yükseltilmelidir. Dişi ve damızlık hayvanların kesilmesi mutlaka önlenmeli, hatta bu konuda mevzuat çıkarılmalıdır. Piyasa fiyatlarına gerektiğinde müdahale edebilecek mekanizmalar oluşturulmalıdır.

“At ve eşek kesimi yapıldığı ve kaçak bufalo etlerinin yakalandığına” yönelik haberler, zaten yüksek fiyatlar nedeniyle et alamaz hale gelmiş olan halkımızı daha da tedirgin etmiştir. Kaçak hayvan girişini önlemek için sektördeki kayıt dışılığa karşı etkin mücadele verilmelidir. Kontrolsüz kesimlere karşı denetimler artırılmalıdır.

Hayvancılık sektöründeki sorunlar ithalatla çözülemez. İthalata dayalı politikaların geçmişte hayvancılığa ne denli zarar verdiği hatırlanmalıdır. Süt fiyatlarında istikrar sağlanması halinde, süreç içinde hayvan varlığımız da artma eğilimine girecektir. Bu doğrultuda üretici birliklerinin örgütlenmesinin teşvik edilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

Dr. Gökhan GÜNAYDIN

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı

14 Şubat 2010

GDO’LARA İZİN VEREN BİYOGÜVENLİK YASASI KABUL EDİLEMEZ

Biyogüvenlik Yasası çıkmadan alanın yönetmelikle düzenlenmesi, ardından hızlı ve esnek değişikliklerin gündeme gelmesi, Danıştay dairelerinin bu konuyu yasama yetkisinin devri niteliğinde görerek, 20 Kasım 2009 tarihinde yürütmesinin durdurulmasına karar vermesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun yönetmeliğin maddeleri itibarıyla inceleme yapılmadığı gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararını kaldırması, sözü edilen ara kararların tebliğ süreleri, GDO’lar ile ilgili düzenlemeleri içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir. Doğru içerikli bir Biyogüvenlik Yasası’nın çıkması, bu konudaki duraksamaları giderir nitelikte olacaktır. Ancak sözü edilen Yasa Tasarısı’nın gerek içeriği, gerekse TBMM’deki ele alınış biçimi, bu alandaki kaygılarımızı artırmaktadır.

Biyogüvenlik Yasa Tasarısı 12 Ocak 2010 tarihinde TBMM’ye ulaşmış, Çevre – Avrupa Birliği – Sağlık ve Adalet olmak üzere dört adet tali komisyonda büyük bir hızla görüşmeleri tamamlanarak, 19 Ocak 2010 tarihinde esas komisyon olan Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşmeye açılmıştır. Tasarının alerjik reaksiyon, antibiyotiğe dayanıklılık, kan biyokimyasında bozulma, organ hasarı, doğum anomalileri ve kısırlık yaratma riski bulunan GDO’lu ürünlerin ithalatını serbest bırakması, insan sağlığı açısından kabul edilemez. Bunun yanında GDO’lu ithalatın sürmesi, üreticimizin üretim kapasitesini kırmaya devam edecektir.

Tasarıda, ülkenin biyogüvenliğini sağlamaktan sorumlu olacak Biyogüvenlik Kurulu’nun Tarım ve Köyişleri Bakanı’nca 4, Çevre ve Orman Bakanı’nca 2, Sağlık Bakanı’nca 1, Sanayi ve Ticaret Bakanı’nca 1 ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nca 1 olmak üzere toplam 9 atanmış üyeden oluşması, tüm sistemin en kırılgan noktasını oluşturmaktadır. Bakanlığın kendi çıkarttığı yönetmeliği delme konusundaki yoğun çaba ve çalışmaları, söylemimizin kanıtı niteliğindedir. Hangi bakanlık tarafından nasıl seçileceği belli olmayan biçimde, üyelerden en az ikisinin üniversite veya meslek örgütleri temsilcileri arasından seçileceği hükmü, yalnızca kamuoyu tepkisini yatıştırmaya yönelik yararsız bir ifadeden ibarettir. Bu bağlamda, Biyogüvenlik Kurulu’nun, konu ile çıkar çatışması içinde olmayan bilim insanları ve halkın temsilcileri olan meslek, üretici ve tüketici örgütleri tarafından seçilmesi, kamu yararı odaklı bir çalışma düzeni için zorunlu olarak değerlendirilmektedir.

GDO’ların insan ve hayvan sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğimize zarar vermemesi, üretici – tüketici – halk yararına bir Biyogüvenlik Yasası çıkması için, tüm halkımızı, gizli ve açık lobi faaliyetleri konusunda daha fazla duyarlı olmaya, Bakanlık ve TBMM çalışmalarını dikkatle izlemeye davet ediyoruz.

Turhan ÇAKAR

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı

GDO’YA HAYIR PLATFORMU