GDO YÖNETMELİĞİ ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ ALEYHİNE

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın belirli koşullarla ithalatına ve tüketimine izin verdiği GDO’larla ilgili 26 Ekim 2009 tarihli yönetmelik, 20 Kasım 2009 tarihinde yayımlanan ikinci bir yönetmelik ile değiştirilerek, 01.03.2010 tarihine kadar GDO’ların ve GDO’lu ürünlerin hiçbir denetime ve risk değerlendirmesine tabi tutulmadan serbestçe Türkiye’ye ithalatını öngörüyordu.

Bu kez, ilgili bakanlık, aynı yönetmeliği (26 Ekim 2009 tarihli yönetmelik) 20 Ocak 2010 tarihinde tekrar değiştirerek, 1 Mart 2010 tarihine kadar, GDO’lu ürünlerin bebek mamaları ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasına, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatına ve piyasaya sürülmesine izin vermiştir. 20 Kasım 2009 tarihli yönetmelik nedeniyle Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’e, Tüketici Hakları Derneği tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu son değişiklik ile GDO lobisine teslim olan Bakan, “gaflet ve delalet” içerisindedir.

Konuyla ilgili olarak, GDO’ya Hayır Platformu’nun 21 Ocak 2010 tarihinde yapmış olduğu basın açıklamasının özeti aşağıda okurlarımızın görüşlerine sunulmuştur.

‘GDO’ ithalatçıları kimlerdir! Açıklansın

Dikkat çekici olan, üç ay içinde yapılan üç düzenleme ve değişikliğin kendi içinde çelişkilerle dolu olması ve değişikliklerin üretici ve tüketici niteliğindeki milyonlarca yurttaşımızın aleyhine, ticaretin ve rantın lehine bir yönelim izlemesidir…

21 Kasım 2009 tarihinde yaptığımız basın toplantısında sormuştuk: 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürün miktarı kaç tondur, bunların ürün dağılımı nasıldır ve ithalatçıları kimlerdir? Kamuoyunun merak ettiği bu sorular, bugüne dek yanıtlanmış değildir. Üstelik, Türkiye’ye bir gram GDO’lu ürün girerse istifa ederim diyenler koltuklarında oturmaya devam etmektedirler…

Ancak anlaşılan GDO ticareti yapanların talepleri karşılanmış değildir ki; bakanlık çok daha geniş ve esnek bir düzenlemeyi, Biyogüvenlik Yasa Tasarısı TBMM’de görüşülmekte iken yapmaktan çekinmemiştir.

Sözü edilen düzenleme ile getirilen geçici madde hükmü ile bu kez 20 Ocak 2010 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin, asıl yönetmeliğin genel hükümler-izin-başvuru ve ithalat başlıklı düzenlemelerinden, 1 Mart 2010 tarihine kadar muaf olmaları sağlanmıştır.

Böylece, bir taraftan 26 Ekim – 20 Ocak 2010 tarihleri arasında kontrol belgesi almış ithalatçılar kollanmakta; diğer taraftan daha evvel yasaklanmış olan antibiyotiğe dirençli GDO’ların ülkeye girişi, GDO’lu ürünlerin bebek mamalarında kullanımı serbest bırakıldığı gibi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu yönetmelikte yer almayan hususlarda her türlü düzenleme yapma ve tedbir alma yetkisini de ortadan kaldırmakta sakınca görmemektedir. Bundan da öte, asıl yönetmeliğin 20 Kasım 2009 tarihli yönetmelikle değiştirilen 5, 11 ve 15’inci madde hükümleri de böylelikle 1 Mart 2010 tarihine kadar by-pass edilmiş olmaktadır.

Bakanlık neden izin verdi?

Şimdi bir kez daha soruyoruz: 26 Ekim 2009 tarihinden günümüze kadar kontrol belgesi alınan ürün kaç tondur, bunların ürün dağılımı nasıldır, ithalatçıları kimlerdir? Bakanlık, 26 Ekim’de yurtiçine girmesine izin vermediği ve 20 Kasım 2009 tarihinde tedbirlerini geliştirme ihtiyacı duyduğu riski büyük GDO’ların ithalatına, ne olmuştur da izin verme durumunda kalmıştır?

Turhan ÇAKAR

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı

GDO’YA HAYIR PLATFORMU

ÜÇ AYDA ÜÇ DÜZENLEME, İKİ YARGI KARARI !.. GDO‘LARIN ENGELLENEMEYEN YÜKSELİŞİ (!)

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 26 Ekim 2009 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” te, 20 Kasım 2009 tarihinde yaptığı değişiklikten sonra, 20 Ocak 2010 tarihinde ikinci değişikliği de yapmıştır.

Dikkat çekici olan, üç ay içinde yapılan üç düzenleme ve değişikliğin kendi içinde çelişkilerle dolu olması ve değişikliklerin üretici ve tüketici niteliğindeki milyonlarca yurttaşımızın aleyhine, ticaretin ve rantın lehine bir yönelim izlemesidir…

Bilindiği üzere, 20 Kasım 2009 tarihli değişiklikle, 26 Ekim tarihli Yönetmeliğin kamuoyunda yoğun eleştiri konusu olan hükümlerinde beş maddelik olumlu düzenleme yapılmış; ancak geçici birinci madde hükmü ile 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin, asıl Yönetmeliğin izin – başvuru ve ithalat başlıklı düzenlemelerinden 1 Mart 2010 tarihine kadar muaf olmaları sağlanmıştı.

21 Kasım 2009 tarihinde yaptığımız Basın Toplantısı‘nda sormuştuk: 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürün miktarı kaç tondur, bunların ürün dağılımı nasıldır ve ithalatçıları kimlerdir? Kamuoyunun merak ettiği bu sorular, bugüne dek yanıtlanmış değildir. Üstelik, Türkiye‘ye bir gram GDO‘lu ürün girerse istifa ederim diyenler koltuklarında oturmaya devam etmektedirler…

Ancak anlaşılan GDO ticareti yapanların talepleri karşılanmış değildir ki; Bakanlık çok daha geniş ve esnek bir düzenlemeyi, Biyogüvenlik Yasa Tasarısı TBMM‘de görüşülmekte iken yapmaktan çekinmemiştir.

Sözü edilen düzenleme ile getirilen geçici madde hükmü ile bu kez 20 Ocak 2010 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin, asıl Yönetmeliğin genel hükümler – izin – başvuru ve ithalat başlıklı düzenlemelerinden, 1 Mart 2010 tarihine kadar muaf olmaları sağlanmıştır.

Böylece, bir taraftan 26 Ekim – 20 Ocak 2010 tarihleri arasında kontrol belgesi almış ithalatçılar kollanmakta; diğer taraftan daha evvel yasaklanmış olan antibiyotiğe dirençli GDO‘ların ülkeye girişi, GDO‘lu ürünlerin bebek mamalarında kullanımı serbest bırakıldığı gibi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu Yönetmelikte yer almayan hususlarda her türlü düzenleme yapma ve tedbir alma yetkisini de ortadan kaldırmakta sakınca görmemektedir. Bundan da öte, asıl Yönetmeliğin 20 Kasım 2009 tarihli Yönetmelikle değiştirilen 5, 11 ve 15 inci madde hükümleri de böylelikle 1 Mart 2010 tarihine kadar by pass edilmiş olmaktadır.

Şimdi bir kez daha soruyoruz: 26 Ekim 2009 tarihinden günümüze kadar kontrol belgesi alınan ürün kaç tondur, bunların ürün dağılımı nasıldır, ithalatçıları kimlerdir? Bakanlık 26 Ekim‘de yurtiçi edilmesine izin vermediği ve 20 Kasım 2009 tarihinde tedbirlerini geliştirme ihtiyacı duyduğu riski büyük GDO‘ların ithalatına, ne olmuştur da izin verme durumunda kalmıştır?

Biyogüvenlik Yasa‘sı çıkmadan alanın Yönetmelikle düzenlenmesi, ardından hızlı ve esnek değişikliklerin gündeme gelmesi, Danıştay dairelerinin bu konuyu yasama yetkisinin devri niteliğinde görerek 20 Kasım 2009 tarihinde yürütmesinin durdurulmasına karar vermesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu‘nun Yönetmeliğin maddeleri itibariyle inceleme yapılmadığı gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararını kaldırması, sözü edilen ara kararların tebliğ süreleri, GDO‘lar ile ilgili düzenlemeleri içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir.

Doğru içerikli bir Biyogüvenlik Yasası‘nın çıkması, bu konudaki duraksamaları giderir nitelikte olacaktır. Ancak sözü edilen Yasa Tasarısı‘nın gerek içeriği, gerekse TBMM‘deki ele alınış biçimi, bu alandaki kaygılarımızı artırmaktadır.

Biyogüvenlik Yasa Tasarısı 12 Ocak 2010 tarihinde TBMM‘ne ulaşmış, Çevre – Avrupa Birliği – Sağlık ve Adalet olmak üzere dört adet tali Komisyon‘da büyük bir hızla görüşmeleri tamamlanarak, 19 Ocak 2010 tarihinde esas Komisyon olan Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu‘nda görüşmeye açılmıştır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, Tasarı‘nın genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvan üretimini yasaklayan içeriğine katılıyor ve destekliyoruz. Bir gen bankası niteliğinde olan Türkiye‘nin, hem yeni bağımlılık ilişkileri yaratan hem de biyoçeşitliliği ve çevre için zararlı olan GDO‘lu tohumlara kapalı tutulması yararlı ve zorunludur.

Bununla birlikte Tasarı‘nın alerjik reaksiyon, antibiyotiğe dayanıklılık, kan biyokimyasında bozulma, organ hasarı, doğum anomalileri ve kısırlık yaratma riski bulunan GDO‘lu ürünlerin ithalatını serbest bırakması, insan sağlığı açısından kabul edilemez. Bunun yanında GDO‘lu ithalatın sürmesi, üreticimizin üretim kapasitesini kırmaya devam edecektir.

Tasarı‘da, ülkenin biyogüvenliğini sağlamaktan sorumlu olacak Biyogüvenlik Kurulu‘nun Tarım ve Köyişleri Bakanı‘nca 4, Çevre ve Orman Bakanı‘nca 2, Sağlık Bakanı‘nca 1, Sanayi ve Ticaret Bakanı‘nca 1 ve Dış Ticaret Müsteşarlığı‘nca 1 olmak üzere toplam 9 atanmış üyeden oluşması, tüm sistemin en kırılgan noktasını oluşturmaktadır. Bakanlığın kendi çıkarttığı Yönetmeliği delme konusundaki yoğun çaba ve çalışmaları, söylemimizin kanıtı niteliğindedir. Hangi Bakanlık tarafından nasıl seçileceği belli olmayan biçimde, üyelerden en az ikisinin üniversite veya meslek örgütleri temsilcileri arasından seçileceği hükmü, yalnızca kamuoyu tepkisini yatıştırmaya yönelik yararsız bir ifadeden ibarettir. Bu bağlamda, Biyogüvenlik Kurulu‘nun, konu ile çıkar çatışması içinde olmayan bilim insanları ve halkın temsilcileri olan meslek, üretici ve tüketici örgütleri tarafından seçilmesi, kamu yararı odaklı bir çalışma düzeni için zorunlu olarak değerlendirilmektedir.

GDO‘ların insan ve hayvan sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğimize zarar vermemesi, üretici – tüketici – halk yararına bir Biyogüvenlik Yasası çıkması için, tüm halkımızı, gizli ve açık lobi faaliyetleri konusunda daha fazla duyarlı olmaya, Bakanlık ve TBMM çalışmalarını dikkatle izlemeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur…

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU

21.1.2010

GDO’LAR KONUSUNDA BİLGİ KİRLİLİĞİNİ KİM YARATIYOR?

BASIN DUYURUSU- 17 Aralık 2009

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan “Sorularla GDO Gerçeği” isimli broşürün yaklaşık 5 milyon kişiye internet yoluyla gönderilmesine devam ediliyor. Broşürün amacı kamuoyunda oluşan bilgi kirliliğinin giderilmesi! Ancak, broşür incelendiğinde bilgi kirliliğinin artarak devam ettiği görülmektedir.

Broşürde Bakanın hitap bölümünde, 26 Ekim 2009 tarihli GDO Yönetmeliğinin yürütmesini Danıştay’ın 3 Aralık 2009 tarihinde durdurması konusu da bilgi kirliliğinden etkilenmiş olabileceği ile ilişkilendirilmektedir. Son derece yersiz bu saptama ile kamuoyunun kafası bir kez daha karıştırılmaya çalışılmaktadır!

Yönetmeliğin yayımlandığı ilk günden itibaren GDO’ya Hayır Platformu öncelikle Biyogüvenlik Yasası’nın çıkması gerektiğini, yönetmeliğin “dayanak” kısmında yer alan hiçbir yasanın dayanak oluşturmayacağını, bu kısımda yer alan iki yasanın GDO tarımı daha yeryüzünde başlamadan önce çıkmış olduğunu, dayanakta yer alan yasaların GDO’lar konusunda herhangi bir düzenlemeyi içermediklerini belirtmiştir. Danıştay son derece haklı olarak yasa ile düzenlenmesi gereken bir alanın yönetmelikle düzenlenmeye çalışılmasının Anayasa’ya aykırılık içerdiğini belirtmiştir.

Bakanlık, bu durum karşısındaki savunmasını broşürde, Biyogüvenlik Yasası çıkarılıncaya kadar oluşacak boşluğu yönetmelik ile doldurmak şeklinde açıklamaktadır. Platformumuzun bileşeni TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 1998’den beri, GDO’ya Hayır Platformu kurulduğu 2004’ten beri ülkemize GDO’ların girdiğini, bunun önlenebilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini AKP hükümetinden istemektedir. 2010 yılına gireceğimiz bu güne kadar herhangi bir adım atmadan konunun alelacele bir yönetmelikle ve son derece eksik bir şekilde düzenlenmeye çalışılmasını hiçbir şekilde doğru ve inandırıcı bulmuyoruz.

Broşürde GDO’lar, “Klasik melezleme yöntemleri ile gen değişimi mümkün olmayan türler arasında, biyolojik metotlarla gen transferi yapılan organizmalara denir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımlama AB’nin 2001/18 EC Direktif’inde “İnsan hariç olmak üzere, genetik materyali doğal yolla gerçekleşemeyecek şekilde değiştirilmiş organizmadır.” şeklinde tanımlanmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta GDO’lardaki gen değişimini doğanın yapmadığı, ancak laboratuarlarda ileri teknolojiler kullanılarak gerçekleşebildiğidir. Melezlemeyi doğa da yapabilmekte aynı türler birbirini dölleyebilmektedir. İleri teknolojiler kullanılarak yapılan aktarımlarda ise bir toprak bakterisinin geni tohuma aktarılarak bitki yabancı ot ilaçlarına dayanıklılık kazanmakta ya da topraktaki bir bakterinin zehir üreten geni tohuma aktarılarak bitki tüm dokularında bu zehiri üreterek haşerelere karşı direnç göstermektedir. Doğa hiçbir zaman o bakterinin genini o bitkiye aktarmamaktadır.

Bilgi kirliliğini önlemek amacıyla hazırlanmış broşürde İspanya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Portekiz, Polonya, Almanya ve Slovakya’da GDO’lu mısır yetiştirildiği bilgisi yer almaktadır. Bu ülkelerden Almanya Nisan 2009 itibarıyla GDO’lu mısır üretimini yasaklamış olup listeden çıkarılmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekirse, tüm Avrupa’da (sadece birkaç AB ülkesinde GDO’lu tohumla üretim yapılmaktadır) 2005 yılında 165 bin hektar olan GDO ekim alanı 2008 yılında 107 bin hektara gerilemiştir. Avrupa halkının %71’i GDO’lu gıdalar tüketmek istememektedir.

Danıştay’ın durdurduğu yönetmelikle ilgili olarak AB mevzuatı ile uyumlu olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda gıdanın içindeki GDO oranının binde 1 bile olsa halkın ne yediğini bilme hakkı çerçevesinde bu oranın belirtileceği ön plana çıkarılmaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından ilk çıkarılan 26 Ekim 2009 tarihli yönetmelikte böyle bir uygulamaya yer verilmezken, binde dokuzun altı etiketlenmeye bile gerek görülmezken, olmayan şeyi yazmanın bilgi kirliliğine yol açacağı belirtilirken, GDO’ya Hayır Platformu’nun vatandaşın bilme hakkı olduğu, AB’de değil binde 9 milyarda 9 oranında GDO bulunsa bile gıdanın GDO’lu olarak etiketlendiği, GDO içermeyen ürünlerin ise GDO’suz diye etiketlendiği (ilk yönetmelikte GDO’suz yazmak yasaktı) konularında yaptığı kamuoyu bilgilendirmelerinin 20 Kasım 2009 tarihli yönetmelik değişikliğine yansıdığı görülmektedir. Platformumuzun başarısının Bakanlığın övünç kaynağını oluşturduğunu görmek bizleri de sevindirmektedir.

Bakanlığın sürekli GDO mevzuatımızın AB mevzuatı ile uyumlu olduğundan bahisle binde 9 eşik değer üzerinden örnek vermesi konusunda da bazı yanılgılar bulunmaktadır. Gerek gıda gerekse yemde GDO’suz üretim yapan üreticinin ürününe kazara bir GDO bulaşması söz konusu ise ya da teknik bir nedenle bulaşma olmuş ise üreticiyi korumak amacıyla binde 9 eşik değer uygulaması yapılmaktadır. AB ülkelerinde içinde GDO kullanılan gıdalar oranına bakılmaksızın doğrudan “GDO’ludur” şeklinde etiketlenmektedir. Bu yönüyle yönetmelikteki binde 9 uygulama mantığı ve halka anlatılış şekli AB ile uyum sağlamamaktadır. Uyarılarımızın sadece bir kısmı 20 Kasım 2009 tarihli yönetmelik değişikliğinde yer almıştır.

Bakanlık broşüründe GDO’ların yemler vasıtasıyla hayvanların etine, sütüne ve yumurtasına geçmediği, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin (EFSA) bilimsel araştırma sonuçlarının da bu doğrultuda çıktığı için bu tür hayvansal ürünlere GDO etiketi konmadığı belirtilmektedir. EFSA’nın güvenilirliği ve doğruluğu bizzat AB ülkelerinin birçoğunda tartışılırken, bu kurumun görüşlerinin ve yeterince araştırma yapılmamış olan bu yaşamsal konunun doğru kabul edilip bu broşüre eklenmesini Bakanlığın büyük bir sorumluluk altına girmesi şeklinde yorumluyoruz.

Broşürde Bakanlığın bir diğer övünç kaynağı olarak antibiyotik direnç genli GDO’ların da yasaklandığının gösterilmesi de GDO’ya Hayır Platformumuzun 5 yıldır bu konudaki ısrarından kaynaklanmaktadır.

GDO’ya Hayır Platformu geçmişte olduğu gibi gelecekte de GDO konusunda halkımızın, çiftçimizin ve doğanın korunmasından yana mücadelesini bilgiye dayalı bir şekilde devam ettirecektir.

Kamuoyuna saygıyla sunarız.

GDO’YA HAYIR PLATFORMU

BASIN AÇIKLAMASI: GDO YÖNETMELİĞİNİN YÜRÜRLÜĞÜ DURDURULDU !..

Ortaya çıkan hukuki boşluk korkutucudur, derhal bir yasal düzenleme gereklidir.

Danıştay 10 ve 13 üncü Daireleri Müşterek Heyeti, 26 Ekim 2009 tarihli Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik‘in 11 inci ve 20 inci maddelerinin yürütmesini durdurmuştur. 20 inci maddenin yürürlük maddesi olması nedeniyle, böylelikle, nihai karar verilene kadar tüm Yönetmeliğin yürürlüğü durdurulmuştur.

Danıştay Kararı‘nda, temel olarak, Ulusal Biyogüvenlik Yasası çıkarılmadan, ilgili alanın Yönetmelik ile düzenlenilmesinin yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Böylece, Danıştay, zımnen, ilgili Yönetmelik düzenlemesinin Anayasa‘ya aykırı olduğunu ifade etmektedir.

Bu durum, ODA‘mızın başlangıçtan bu yana ortaya koyduğu görüşlerin haklılığını bir kez daha teyit etmiştir. Bilindiği üzere Ziraat Mühendisleri ODASI, Biyogüvenlik Yasası çıkartılmadan GDO‘lu ürünlerin ticaretinin düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğunu sürekli olarak ifade edegelmiştir.

Bunun yanında, Danıştay‘ın ilgili dairelerinin ilgili kararıyla, Yönetmeliğin “İthalat” başlıklı 11 inci maddesinin de yürütmesi durdurulmuştur. Ancak sözkonusu madde hükmü, zaten uygulamada değildir. Şöyle ki;

26 Ekim 2009 tarihli Yönetmelik, yayımından itibaren bir ay geçmeden, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından, 20 Kasım 2009 tarihinde değiştirilmiştir. Yapılan değişiklik ile Yönetmeliğin içlerinde 11 inci maddenin de bulunduğu üç madde hükmünün uygulanması, 1 Mart 2010 tarihine kadar ertelenmiştir.

Dolayısıyla, ilgili Danıştay Kararı‘yla, 1 Mart 2010 tarihine kadar uygulamada olmayan “ithalat” başlıklı 11 inci madde hükmünün yürürlüğü durdurulmuş bulunmaktadır.

26 Ekim 2009 tarihli Yönetmelik, 20 Kasım 2009 tarihli Yönetmelik değişikliği ve sözü edilen Danıştay Kararı birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan hukuki sonuç şöyle özetlenebilir;

•Danıştay‘ın ilgili Daireleri nihai karar (iptal isteminin kabulü veya reddi) verene dek, 26 Ekim 2009 tarihli Yönetmelik yürürlükte değildir.

•Ana Yönetmeliğin yürürlüğü olmadığı için, 20 Kasım 2009 tarihli değişiklikler de yürürlükte değildir.

•Bu çerçeve içinde, günümüz itibariyle, GDO‘lu ürünlerin ithalatını düzenleyen hiçbir genel düzenleyici işlem bulunmadığından, GDO‘lu ürünler ülkeye serbestçe girebilmektedirler. Asıl olarak, 20 Kasım 2009 tarihli Yönetmelik değişikliğinden bu yana hukuki ve fiili durum bu yöndedir.

•Verdiği ara kararla, ilgili Yönetmeliğin dayanağının olmadığını ifade eden ve bu düzenlemeyi, haklı olarak, “yasama yetkisi devri” ifadesiyle niteleyen Danıştay‘ın, nihai kararıyla Yönetmeliği iptal etmesi olasılığı yüksek olarak değerlendirilmektedir.

Bu durum, ülkemizde tüketici ve halk sağlığının ciddi ve açık bir risk ile karşı karşıya bulunduğunu ortaya koymaktadır. Tüm ısrarlı taleplerimize karşın, yıllardır doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sını, görüşülmek üzere TBMM‘ne sevk etmeyen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ortaya çıkan kaosun baş sorumlusudur.

Bu bağlamda, halkımızın ve gelecek nesillerin sağlığı ve ülke ekonomisi açısından yaşamsal önem taşıyan bu konuda,

•Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı, derhal ve geniş katılımlı toplantılar yaparak Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘na doğru bir içerik vermeye,

•Bakanlar Kurulu‘nu, ilgili düzenlemeyi ivedilikle TBMM‘ne sevk etmeye,

•TBMM‘de bulunan tüm parti ve milletvekillerini, halkımızın büyük duyarlılık içinde bulunduğu konuda doğru ve hızlı bir tutum alarak, halk sağlığını ve tüketici istemlerini karşılayan bir Ulusal Biyogüvenlik Yasası çıkarmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

4.12.2009

Dr. Gökhan GÜNAYDIN

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı

BASIN AÇIKLAMASI: BİR AYDA İKİ DÜZENLEME. GDO’LARIN TİCARETİ ENGELLENEMEZ!!

Bir Ayda İkinci Düzenleme. GDO’ların Ticareti Engellenemez!!

Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik‘te yapılan değişiklik ile ilgili olarak 20 Kasım 2009 Cuma günü Ziraat Mühendisleri Odası’nda bir basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda, basın açıklaması metni GDO‘ya Hayır Platformu adına Dr. Gökhan GÜNAYDIN tarafından okundu.

Basın Açıklaması metni aşağıdadır…

– BASIN TOPLANTISI –

BİR AYDA İKİNCİ DÜZENLEME !.. GDO‘LARIN TİCARETİ ENGELLENEMEZ (!)

20 Kasım 2009

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak 26 Ekim 2009 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” henüz bir ay geçmeden değiştirilmek zorunda kalınmış olup, Yönetmelik değişikliği bugünkü (20 Kasım 2009) Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yapılan değişiklikle, Yönetmeliğin bazı maddeleri ya da madde hükümleri yürürlükten kaldırılmış, bazı maddelerin hükümleri değiştirilmiş, Yönetmeliğe bir de geçici madde eklenmiştir.

Yapılan değişikliğin asıl amacı geçici madde hükmünde gizlidir. Diğer değişikliklerin, bu ana amacı gizleyici bir nitelik taşıdığı açıktır. Buna göre, 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin Avrupa Birliği‘nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşuluyla, Yönetmeliğin;

– “İzin koşulları” başlıklı 6 ıncı maddesi,

– “Başvuru koşulları” başlıklı 9 uncu maddesi,

– “İthalat” başlıklı 11 inci maddesi

1 Mart 2010 tarihine kadar uygulanmayacaktır.

Bu madde, 1 Mart 2010 tarihine kadar, her türlü GDO‘lu ürünün, 1998 yılından bu yana olduğu gibi, hiçbir kontrole tabi olmadan, ülkeye serbestçe girmesinin yolunu açmaktadır.

Bir ön koşul niteliğinde öne sürülen “Avrupa Birliği kriterleri” hükmünün, hiçbir geçerliliği yoktur. Laboratuar analizinin yapılmayacağı bir ortamda, şirket beyanına bağlı olarak GDO‘lu ürünleri AB kriterine uygun veya değil olarak ayrılması ve buna göre yurtiçi edilmesinin bir anlamı olmayacağı ortadadır.

Şimdi sorulması gereken soru şudur;

– Yazılı basına “YÖNETMELİĞE UYAN BABAYİĞİT VARSA GDO‘LU ÜRÜNÜ GETİRSİN” diyen Tarım ve Köyişleri Bakanı Sn. Mehdi EKER (6 Kasım 2009, POSTA Gazetesi)

– Görsel basına “BU ÜLKEYE BİR GRAM GDO‘LU ÜRÜN GİRMEYECEK” diyen TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Sn. Vahit KİRİŞÇİ (3 Kasım 2009, SKY TÜRK TV)

– Görsel Basına “GDO‘LU ÜRÜNLER ZARARLI, ÜLKEYE GİRİŞİNİ ENGELLEMEK İÇİN DÜZENLEME YAPTIK” diyen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri (9 Kasım 2009, Star TV)

yukarıda belirtilen açıklamalarına rağmen bu ürünlerin ülkeye kontrolsüz girişine ilişkin düzenleme getiren Yönetmelik değişikliği karşısında ne yapacaklardır? İstifa etmeyi düşünüyorlar mı?

Ortaya çıkan gelişmeler, yapılan düzenlemenin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın inisiyatifinin çok üzerinde bir yerden geldiğini göstermektedir.

Kaldı ki, Yönetmeliğin yayımından bugüne dek yaşananlar, kriz yönetimi konusunda ortaya çıkan inanılmaz kargaşa ve kaosa işaret etmektedir. Şöyle ki;

– 26 Ekim 2009 tarihinde, sektörle ilgili hiçbir kuruluşa görüş sorulmadan, laboratuar kapasitesinin yeterli olup olmadığına bakılmaksızın Yönetmelik yayımlanmış,

– Nitelikli GDO analizi yapabilen yalnızca üç laboratuarda yaşanan inanılmaz karmaşa üzerine, Bakanlık, 2 Kasım 2009 tarihinde Zirai Karantina Müdürlükleri‘ne yazı yazarak Mersin, Antalya, İzmir ve İstanbul‘da GDO laboratuarı kurulması talimatını yollamış, böylece Yönetmeliği yayımladıktan sonra laboratuar eksikliğini anımsamış,

– Yine 2 Kasım 2009 tarihinde GDO Analizi Yapılacak Ürün Listesi‘ni 27 ürün olarak belirlemiş,

– 9 Kasım 2009 tarihinde bu listeyi 9 ürüne daraltmış,

– 20 Kasım 2009 tarihinde ise uygulamayı 1 Mart 2010 tarihine kadar ertelemiştir.

Görülmektedir ki, orta yerde bir yönetim faaliyeti değil, bir kriz ve bir kaos bulunmaktadır.

Sonuç olarak, ortaya konulan lobi faaliyetlerine teslim olunmuş ve halk sağlığına karşı doğrudan veya dolaylı; derhal veya gecikmeli risk oluşturan GDO‘lu ürünlerin ülkeye kontrolsüz girişine izin verilmiştir.

Basın Toplantımızda, saygın bilim dergilerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinin çeşitli Bakanlıklarınca 2008 ve 2009 yıllarında yayımlanmış olan ve GDO‘lu ürünlerin zararlarını açıklayan bilimsel çalışmalar, Türkçe özetleri ile birlikte kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

Bu çalışmalar doğrultusunda, halk sağlığına aykırı ve açık lobi faaliyetleri sonrasında yapılmış bu Yönetmelik değişikliğinin derhal geri çekilmesi ve kamu yararına bir düzenlemenin yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU adına

Dr. Gökhan GÜNAYDIN

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı

KAYNAK: zmo.org.tr 20.11.2009