GEMLİK YAŞAM ATÖLYESİNDEN GDO’YA HAYIR KAMPANYASI

Gemlik Yaşam Atölyesi Genetiği değiştirilmiş ürünler için bir toplantı düzenledi. Gemlik Yaşam Atölyesi’nde GDO (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) konulu sivil toplum kuruluşlarının katıldığı bir toplantı büyük ilgi gördü.

“GDO’ya Hayır” Platformu sözcüsü Arca Atay, toplantının amacı ve konuyla ilgili olarak yapılması gereken işlerin toplantıya katılanlarca alınacak kararlar doğrultusunda verilebilmesi için GDO’lar ve Biyogüvenlik Yasasıyla ilgili gelişmeleri katılımcılara anlattı.

GDO’lu tohumların üretiminde farklı canlı türlerinden hedef bitkiye gen aktarıldığını, yapılan fare deneylerinde bunlarla beslenen fareler ile normalleri arasında büyük farklar tespit edildiğini, geni değiştirilen bitkilerin, insan sağlığı üzerinde alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dirençliliği, kanser ve bağı şıklık sitemini bozacak etmenleri tetikleme riskleri olduğunu söyledi. GDO’ların ekosistem ve biyolojik çeşitlilik üzerine risklerini anla tarak, Türkiye tarımını, yerel tohumlarımızı ve biyolojik çeşitliliğimizi koruyabilmek, eşit ve adil paylaşımlı güvenli gıdaya ulaşabilmek, gıda egemenliğini koruyabilmek için gerçek bir “Ulu sal Biyogüvenlik Yasası”na ihtiyaç olduğunu, bunun, Türkiye’nin de taraf ve imzacısı olduğu uluslararası Cartagena Biyogüvenlik Pro tokolü için de zorunlu olduğunu belirtti. Atay, “Unutulmamalıdır ki, ülkemizde, tüm Avrupa kıtasının sahip olduğu bitki türü ne yakın bir bitki zenginliği vardır. Kayıt altına alınmış 11 bine yakın bitki türünün 3 bin tanesi sadece Türkiye’de yetişir. Tıbbı ve aromatik bitkiler olan çeşitli otlar, gıda olarak tükettiğimiz sebze, meyve, tahıl ve baklagillerin bir kısmının gen merkezi Anadoludur. Böyle bir biyolojik çeşit zenginliği, elbetteki patentleşebilecekleri çeşitler açısından hem biyoteknoloji korsanlarının ağzını sulandırmakta, hem de GDO’lu üretimlere izin verilmesi halinde GDO’lu bitkilerden polen kaçışları ile biyolojik çeşitliliğin azalması ya da yok olması riski gibi iki büyük tehlike kapımızdadır. Uluslararası tohum şirketleri ve onların Türkiye’deki ortakları bu kapıdan yasal olarak girebil mek için GDO’ların ekim, dikim ve ithalatına izin verecek bir Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nı beklemektedirler. Şu anki hükümetin hazırlamış olduğu yasa tasarısı GDO’ları kontrol etmek ve yasaklamak yerine, onların tohum ve gıda olarak ülkeye girişlerini yasallaştırma, üretimlerine serbestlik tanıma amacı taşımaktadır. Tohumluk İthalat Genelgesinde GDO’lu tohumların ithalat ve üretimlerin in halen yasak olduğu ülkemize, tohum harici GDOlu gıda ve yemlerin girişlerini ya da üretimlerini kontrol eden mevzuat olmadığı için, yemlik, yağlık yada nişasta bazlı glikoz üretimleri için bunlar uzun yıllar boyu serbestçe girmişlerdir. Bugün bebek mamaları da dahil olmak üzere market raflarında tüketime sunulan mısır ve soya ağırlıklı, GDO’lu olduğu saptanan ya da tahmin edilen yüzlerce ürün mevcuttur.

Pancar şekeri ile ikame edilen glikoz ve fruktozun içine konmadığı meyve suyu, cola, çikolata, unlu veya sütlü mamuller neredeyse kalmamış tır. İnsanlar tarafından et olarak tüketilen büyük ve küçükbaş hayvanlar ile kanatlılar GDO’lu oldukları çeşitli defalar kanıtlanmış olan yemlerle beslenmektedirler. Bu yemlerin ithalatını zaman zaman bir devlet kurumu olan Toprak Mahsulleri Ofisi bile yapabilmekte, mevzuat olmadığı için kontrol etme gereğini duymadıklarını söyleyebilmektedirler.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden aldığımız ihbarlarda GDO’lu olduklarından şüphe edilen bazı tohumların bazı şirketler tarafından çok ucuza hatta bedavaya çiftçiye verildiği de söylenmektedir. Yani, bir ülkede, bu tür şeyleri kontrol edecek bir mekanizma oluşturulmadığı, GDO’lu ürün analizi yapan laboratuvarlar kurulmadığı, tüm bu haberlere kulaklarını tıkayan, tüketicilerin, çiftçilerin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin uyarılarını duymazdan gelen bir hükümet var olduğu sürece, ciroları milyarlarca dolar olan, dün ya üzerinde 125 mil yon hektarlık tarım alanını GDO’lu tohumlarıyla işgal eden uluslararası tohum ve ilaç tekelleriyle mücadele hakikaten zor olmaktadır. Eğer bu ürünlerin girişini ekimini yada tüketimini engelleyebilirsek, bu ülke topraklarını uluslararası tohum tekellerinin işgalinden, çiftçilerimizi bunlara bağımlı kalmaktan, tüketicilerimize güvenilir ve sağlıklı besin sunabilmeyi becerir sek işte bizim en büyük çıkar ve kazanımımız bu olacaktır.” dedi.

Kaynak: Editör Gemlik Gündem Gazetesi Haber Merkezi 3.8.2009

http://www.gundemmedya.com/haber/Gemlik-Haberleri/2841.html

Silivri GDO’YA HAYIR dedi!

22/07/2009

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Hayır Platformunun düzenlediği bilgilendirme ve duyarlılığı artırma çalışmalarının ilk ayağı Silivri’de, platform bileşeni Silivri Çevre Derneği ve Platformun diğer katılımcıları ile birlikte, Yoğurt Festivalinin son iki günü içerisinde yapıldı. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları temsilen dev bir mısır balonunun da yer aldığı kampanyada, binlerce kişi ile görüşülerek GDO’lu (Geneteği Değiştirilmiş Organizmalar) ürünlerin tehlikeleri, insan sağlığına, doğaya ve biyoçeşitliliğe verecekleri zararlar anlatıldı.

17 ve 18 Temmuz günlerinde yapılması düşünülen kampanya, Silivrililerin yoğun ilgisi üzerine 19 Temmuz Pazar günü de devam etti. Kampanya sürecinde GDO’lu ürünler hakkında bilgilendirici binlerce broşür dağıtıldı ve GDO’lu ürünlerin ülkemize girişinin engellenmesi ve ülkemizde üretilmemesi için açılan imza kampanyasında iki bin imza toplandı.

Yaz ayları boyunca tüm Türkiye’de sürdürülecek olan kampanya sürecinde mısır balonu da yurdun çeşitli noktalarında gezdirilecek. Kampanyanın ikinci ayağı olarak mısır balonu Silivri’den sonra Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi’nde yapılacak şenliğe katılmak üzere Ankara’ya gönderildi.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Hayır Platformu ve Silivri Çevre Derneği de yaz boyunca çeşitli etkinliklerle kampanyayı sürdürmeye devam edecek.

Genetiği Değiştirilmiş Yalanlar

Mikroorganizmaların, böceklerin, bitkilerin ve hayvanların yaratılışlarından itibaren milyonlarca yıldır, kendi evrimsel sürecinde gelişen ve değişen genetik özelliklerine yapılan müdahaleler, çok da geniş olmayan bir yelpazede, ancak insanlığın gereksinim duyduğu en önemli ürünler üzerine yapılmaktadır. Örneğin küresel biyoteknolojik ürün alanlarının çoğunu, pestisit tolerans ve bakteri genleri aşılanmış soya, pamuk, kanola ve mısır, yani toplam 4 ana ürün işgal etmektedir.

Okumaya devam et