GDO’LARIN ÜLKEMİZE GİRİŞİNİ DURDURACAĞIZ! (Ahmet ATALIK*)

Avrupa Birliği’nin (AB) 2001/18 EC Direktifi’nde Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) “insan hariç olmak üzere, genetik materyali doğal yolla gerçekleşmeyecek şekilde değiştirilmiş organizma” olarak tanımlanır. Diğer bir ifadeyle GDO’yu, “kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizma” olarak tanımlayabiliriz. Günümüzde yaygın olarak bitkilerin genleriyle oynanmakta ve toprak bakterilerinden aktarılan genlerle bu bitkiler haşerelerden zarar görmesin diye zehir salgılayan bir şekle dönüştürülmekte ya da o bitkiyle birlikte yabancı otlara karşı kullanılması için verilen tarım ilacına karşı dirençleri arttırılmaktadır.

GDO’lar dünyadaki açlığı bitirmek ve tarım ilacını önlemek gibi kimsenin itiraz etmeyeceği amaçlarla piyasaya sürülmüşlerdir. Ancak, geçen süreçte GDO’lu olmayan ürünlere göre daha düşük verime sahip oldukları ve tarım ilacı kullanımının düşmesi bir yana daha da arttırdıkları ortaya çıkmıştır. GDO’lu tohumların foyalarının ortaya çıkmaya başlaması üzerine bu tohumları üreten biyoteknoloji şirketleri tohumlarının bağımsız bilim insanlarınca incelenmesine engel koymuşlardır (gen aktarımı işlemi laboratuarlarda ileri teknoloji kullanılarak gerçekleşmekte, bu nedenle bu ürünler ileri teknoloji ürünü kabul edilerek patenti alınmakta ve tohumlar lisans anlaşması ile satılmaktadır).

İnsanların tüketimine sunulan ilk GDO’lu ürün olan Flavr Savr domates, 1994 yılında ABD kökenli şirket Calgene tarafından üretilmiştir. Ancak tüketici tarafından tercih edilmemesi nedeniyle şirket iflas etmiş, ürün pazardan çekilmiştir. Günümüzde yonca, kanola, pamuk, keten, mercimek, mısır, kavun, erik, patates, pirinç, soya, şeker pancarı, ayçiçeği, tütün, domates ve buğday başta olmak üzere pek çok tarım ürünün genetiği değiştirilmiş olup ekim alanı büyüklüğü ve dünya ticaretine konu olması açısından mısır, soya, pamuk ve kanola öne çıkmaktadır. GDO’ların ekim ve ticaretinin yaygınlaşmaya başladığı 1996 yılından günümüze ekim alanları 134 milyon hektara ulaşmıştır. GDO’ların ulaştığı bu ekim alanı dünya tarım alanlarının %2,7’si kadardır. Bu oran özellikle önemlidir, çünkü GDO’ları büyük bir başarı olarak gösterip ülkemizin treni kaçırdığından bahseden bir takım bilim insanı mevcuttur. GDO’lar madem bu kadar başarılıysa, 14 yıl gibi uzun sayılabilecek bir süreçte neden bu kadar düşük sınırlı bir alanda ekildiğinin, okurlarımız tarafından mantık süzgecinden geçirilmesi gerekir.

Ülkemize GDO’ların girdiğini ilk olarak TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 1998 yılında kamuoyu gündemine getirmiştir. Ancak, bu bilgi paylaşımını değerlendirip araştırmak ve tedbir almak yerine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı “nereden biliyorlar efendim, siyasi ve ideolojik konuşuyorlar” söylemi ile inkar etme yolunu seçmiştir. Ta ki, 2003 yılında Arjantin’den soya yükleyen bir gemi Greenpeace aktivistlerince Brezilya önlerinde durdurulup ürün analiz edilinceye kadar. Zira, GDO’lu çıkan o ürünü taşıyan gemi durdurulmasaydı, ürününü Mersin limanımıza boşaltacaktı. İşte o tarihten sonra ülkemize GDO girdiği artık inkar edilemedi.

Arkasında çok uluslu biyoteknoloji şirketlerinin yer aldığı GDO gibi çok önemli bir konuda sadece bir meslek odası olarak mücadele etmenin belirgin bir başarı sağlayamayacağı bilincinden hareketle 2004 yılında kurulan GDO’ya Hayır Platformu’nun içerisinde birçok meslek örgütü, dernek ve aktivist ile birlikte mücadelesini aktif bir şekilde sürdürmeye başladı.

Uzun yıllardır hazırlanmakta olan Biyogüvenlik Yasa Taslağı’nın 2005 yılı başlarında TBMM gündemine gelmesiyle birlikte GDO’ya Hayır Platformu da çalışmalarını hızlandırdı ve 16 ilde sergilediği canavar domates balonu ile birlikte GDO’ların zararları ve yarattığı bağımlılıkla ilgili broşürler dağıttı, pek çok ilde panel-konferans-söyleşiler düzenledi ve topladığı yaklaşık 100 bin imzayı Şubat 2005’te Meclis Dilekçe Komisyonu’na sundu. Bu toplantıda Komisyon Başkanına GDO’ların çevreye ve insan sağlığına zararları ile tarımsal üretimde oluşturacağı bağımlılık konularında bilgiler verildi. Takip eden süreç içerisinde Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeleri ile Meclis çatısı altında bulunan ziraat-gıda mühendisleri ile veteriner hekimlere ZMO konferans salonunda GDO’ya Hayır Platformu bileşenleri tarafından iki kez bilgilendirme sunumu yapıldı. Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı 2006 yılı başında basına yaptığı “GDO’ların çok önemli bir konu olduğu, aceleye getirilmemesi gerektiği” açıklamasıyla Taslağı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na gönderdi.

Taslak, “31.12.2008 tarihine kadar içerisinde insan tedavisinde kullanılan antibiyotik direnç geni bulunan GDO’lu ürünler ithal edilecektir” gibi abes tabirler (bu ürünleri tüketen insanların antibiyotik direnci artacak ve antibiyotik tedavisine yeterli tepkiyi veremeyecekleri anlamına gelmektedir) içeriyordu. GDO’ya Hayır Platformu, ZMO ve konuyla ilgili diğer örgütlerin de görüşü alınarak, kamuoyunu korur bir şekilde yeniden düzenlenip gündeme gelmesi beklenirken, yasası çıkmadan 26.10.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” yürürlüğe girdi. Yönetmelikler yasalarla çerçevesi çizilmiş bir konunun detaylarını ve nasıl uygulanacağını belirtir detaylar olmasına karşın, GDO konusunda yasa çıkmadan garip bir şekilde yönetmeliği çıkıverdi.

GDO yönetmeliğinin çıkması, çok şiddetli tartışmalar tartışmaları da beraberinde getirdi. Öncelikle yönetmeliğin “Dayanak” maddesinde sayılan beş yasadan hiçbiri GDO’larla ilgili değildi, ayrıca ikisi daha GDO’lar yeryüzünde yokken çıkarılmış yasalardı. Esas dayanağı teşkil edecek Biyogüvenlik Yasası çıkarılmamıştı, yönetmelik dayanaksızdı.

AB mevzuatı ile uyumlu olduğu belirtilen yönetmelik, esas olarak birçok uyumsuzluklar taşıyordu. Örneğin, 5. maddesinin 8. fıkrasında “Gıda ve yemin %0,5’ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi halinde ithalatına, işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez.” hükmü yer almakla birlikte, bu uygulamaya AB’de 2007 yılında son verilmişti. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı böylesine hassas bir konuyu işte bu denli eksik bir şekilde izliyordu. Üstelik GDO’ya Hayır Platformu bileşenleri ve ZMO gibi konunun uzmanı hiçbir kurumun görüşünü almayarak bu yönetmeliği hazırlamıştı! Gıda ve yemlerde %0,9 oranının üzerinde GDO içeren ürünler GDO’lu kabul edilecekti ve işin garibi ürettiği gıdada GDO kullanmayanların ürünlerine “GDO’suzdur” yazmalarını ve bebek-çocuk gıdalarında GDO kullanımını yasaklıyordu. İşte tartışmaların en yoğunlaştığı bölümlerden biri bu olmuştu. GDO’suz üretim yapanın bunu GDO tüketmek istemeyenlere duyurmasının engellenmesi, halkın değil biyoteknoloji şirketlerinin yararına olan bir durumdu. Hamile anneler %0,9 oranının üzerindeki gıdaların GDO’lu olduğunu bileceklerdi, ama %0,8 ve aşağısında GDO içeren gıdaları bilemeyecekler ve GDO’yu tüketeceklerdi. Bakanlık, hadi bebeklerin GDO tüketimini yasakladı, ama bu hamile annenin etiketinde yer almayan ve bilmeden tükettiği GDO’dan karnındaki bebeği maalesef koruyamayacaktı. Bebekler ve çocuklar için zararlı olabileceği düşünülen GDO’lar ana baba için zararlı olmayacak mıydı? Bu sorular cevapsız kaldı.

Yönetmeliğin şiddetle tartışılan bir diğer konusu ise GDO’ların ülkemize sokulma izni üzerine olmuştu. GDO yönetmeliği çıkana kadar GDO ile ilgili herhangi bir mevzuat bulunmadığından, GDO’lar ülkemize hiçbir denetime, sorguya ve suale muhatap olmadan giriyordu. Bakanlık yetkilileri, Müsteşar ve Bakan bu yönetmelik ile birlikte artık ülkemize tek bir GDO’nun giremeyeceğini önemle vurguladılar. Meclis Tarım, Orman, Köyişleri Komisyonu Başkanı işi daha da ileri götürerek, “bundan böyle ülkemize bir gram GDO girmesi halinde görevinden istifa edeceğini” bile söyledi. Bizler gireceğini söyledikçe bizleri yönetmeliği anlamamakla-okumamakla suçladılar ve yönetmeliğin 11. maddesinin “c” fıkrasını anlayana kadar okumamızı tavsiye ettiler. Üşenmediler TV yayınlarında yüzümüze de okudular “Yapılan analiz sonucunda GDO’lu olduğu tespit edilen ürünün ülkeye girişine izin verilmez.” Bu cümleye bakınca bizler sanki birazcık yalancı gibi gözükmüyor değiliz hani! Ancak, 11. Maddede 2 tane bent ve bu bentlerin her ikisinin de birer “c” fıkrası vardı. Sayın yetkililerin okudukları “c” fıkrasının bendi “GDO riski taşıyan ancak, GDO’suz olduğu taahhüt edilen ürünlerin ithalatında aşağıdaki esaslar uygulanır” diyordu. Özetle “yalan konuşursan”, yalan beyandan dolayı GDO’yu ülkeye sokamıyordun. Bu kısmı halka asla okunmadı. Oysa birinci bent “ürünüm GDO’lu diyenlerin” ürünlerini ülkeye nasıl sokacaklarını tarif ediyordu.

Yönetmeliğin güzel sayılabilecek yanlarından biri ise insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotik direnç genleri içeren GDO’ların ülkemize girişine izin verilmeyecek olmasıydı.

Yönetmeliğin uygulamaya konmasının üzerinde daha bir ay geçmeden 20.11.2009 tarihinde değişiklik yapılmış ve yönetmeliğe göre oluşturulacak uzmanlar listesinden, yoğun itiraz gelmesi üzerine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı birimleri çıkarılmıştır. GDO’suz yazma yasağı, gıda ve yemin %0,9’un üzerinde GDO içermesi halinde GDO’lu yazılacağı, gıda ve yemde GDO’nun %0,5’in altında olması durumunda getirilen serbestlik hükümleri kaldırılmıştır. Diğer önemli bir değişiklik ise yönetmeliğe geçici bir madde eklenmesi olmuştur. Bununla 26.10.2009 tarihinden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin AB’nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile yönetmeliğin “İzin Koşulları”, “Başvuru” ve “İthalat” madde hükümlerinin 01.03.2010 tarihinden itibaren uygulanacağı hükmü getirilmiştir.

Bir vatandaş ile bir derneğin GDO yönetmeliğine Danıştay nezdinde açtıkları dava sonucu Danıştay, yasa çıkmadan yönetmeliğin çıkarılmasının yasama yetkisinin devri anlamına geldiğini belirtmiş, yönetmeliğin “İthalat” ve “Yürürlük” maddelerini durdurmuştur. Yürürlük maddesinin durdurulması, yönetmeliğin tamamıyla devre dışı kalarak, sonraki süreçte GDO’ların yine eskiden olduğu gibi ülkemize serbestçe girmesi anlamına geliyordu. Ancak Bakanlığın yaptığı itirazı haklı bulan Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararını kaldırmış, yönetmelik tekrar yürürlüğe girmiştir.

GDO yönetmeliğinde 20.01.2010 tarihinde tekrar değişikliğe gidilmiştir. Yönetmeliğe 20.11.2009 tarihinde yapılan değişiklikle eklenen “geçici 1. madde” yürürlükten kaldırılmış, aynı yönetmeliğe eklenen “geçici 2. madde” ile geçici 1. maddedeki tarih 26.10.2009’dan 20.01.2010’a çekilmiş ve ayrıca “İzin Koşulları”, “Başvuru”, “İthalat” madde hükümlerinin yanında “Genel Hükümler” maddesinin de 01.03.2010 tarihinden itibaren uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bilgi edinme hakkı çerçevesinde yapılan başvuruya verdiği cevapta Bakanlık ithal edilen mısır miktarının 4 kat, soya miktarının ise 18 kat arttığını bildirmiştir.

Yönetmelikteki üçüncü değişiklik ise 28.04.2010 tarihinde yapılmıştır. Yönetmeliğin insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO’ların ithalatına getirdiği yasak bu değişiklikle kaldırılmıştır. Ayrıca, yönetmelikte GDO’ların iznine esas değerlendirme yapacak bilimsel komitenin değerlendirmelerini AB’de tüketime uygun olduğuna dair onaylanmış genler üzerinden yapacağı hükme bağlanmıştır.

Söz konusu mevzuat ve Bakanlığın 06.05.2010 tarihli sayısı ile birimlerine gönderdiği “GDO Yönetmeliği Uygulama Talimatı” hükümleri doğrultusunda göreve davet edilen bilimsel komite çalışmaya başladı ve pamuk, kanola, soya, mısır, şeker pancarı, patates gibi tarım ürünlerine gıda ve yem amaçlı, maya ve bakteri biyokütlesine ise yem katkı maddesi olarak kullanılmak üzere 32 çeşit GDO’ya ülkemize giriş izni verildi. Bu izinleri verirken de “… yem ve gıda olarak kullanıldığında herhangi bir risk oluşturmayacağı kanısına varılmıştır” (ne riski oluşturmayacak belli değil) ya da “… olarak kullanıldığında, mevcut bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” gibi bilimsel olmayan temelde kararlar açıklamıştır. Kendisi herhangi bir araştırma yapmamış Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’ni (EFSA) örnek almıştır. EFSA da kendisi bir gözlem ve deneme yapmamakta, biyoteknoloji şirketlerinin kendine sunduğu çalışmaları okuyarak kabul etmektedir. EFSA, kendine sunulan çalışmalardaki GDO’lu mısır-soyayla beslenen farelerin böbreklerinde görülen küçülmeyi, kan değeri farklılıklarını, karaciğer büyümesini, karaciğer iltihabını, kalp kası hasarını, prostat iltihabını, pankreas küçülmesini, pankreas iltihabını biyolojik açıdan anlamsız, laboratuar hatası, bilimsel açıdan önemsiz bulmaktadır. Gerek EFSA’nın gerekse bizim bilimsel komitemizin kararları dilek ve temennilerden öte bir karar değildir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın “Bundan sonra GDO girsin de görelim”, AKP milletvekilinin “Bir gram GDO girmesi halinde görevimi bırakırım” söylem ve iddialarına karşı ne yazık ki yine biz haklı çıktık ve GDO’lar eskiden kontrolsüz bir şekilde girerken artık kontrollü ve denetim altında yine girmeye devam ediyor. Keşke haklı çıkmasaydık ve bu ülkeye tek bir GDO girmeseydi!

Asıl çıkması beklenen Biyogüvenlik Yasası 26.03.2010 tarihinde çıkmıştır, ancak yürürlüğe gireceği tarih 26.09.2010 olarak belirlenmiştir. Bir önceki GDO yönetmeliğini kaldıran Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik ile Biyogüvenlik Kurulu ve Komitelerin Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik 13.08.2010 tarihinde çıkarılmış ancak onların da yürürlükleri 26.09.2010 tarihine bırakılmıştır. Çalışma usul ve esasları belirsiz bilimsel komiteler GDO’lara son derece seri bir şekilde belirlenen tarihten önce izin vermişlerdir. Önceki mevzuatta da Biyogüvenlik Kurulu adı geçmesine karşın çalışma usul ve esasları tam olarak belli olmadığından oluşturulmamış, onun görevini alel acele Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yapar olmuştur.

Aralarında ZMO’nun da bulunduğu GDO’ya Hayır Platformu’nun kimi bileşenleri ülkemize GDO girişine izin veren GDO Yönetmeliği Uygulama Talimatı ile Bilimsel Komite kararlarına 11.09.2010 günü 4 adet dava açmıştır. Bu davaların kazanıldığı gün ülkemize GDO girişi tamamıyla durdurulacaktır.

Gerek ZMO gerekse bileşeni olduğu GDO’ya Hayır Platformu mücadelesine insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından son derece zararlı olan GDO’ları ülkemizden kovana dek mücadelesini sürdürecektir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey GDO değil, coğrafyasında son derece rahat yetiştirebileceği tarım ürünleri için doğru bir tarım politikası uygulanmasıdır. Ülkemizin GDO’ya ihtiyacı yoktur!

*TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı

TOHUMLARI PATENLESEK DE Mİ SAKLASAK, PATENTLEMESEK DE Mİ SAKLASAK? (Tayfun ÖZKAYA)

Geçtiğimiz aylarda bir televizyon programına telefonla katılmıştım. Yerel tohumların ulusötesi şirketlerce yağmalandığını atlattım. Konuşmamın sonunda teşekkür ettiler. Telefonu kapayıp televizyondan programı izlemeye devam ettim. Yönetici ve stüdyo konuğu “yerel tohumlarımızı mutlaka patentleyelim, bu şekilde koruruz” dediler.

Söylemek istediğim asla bu değildi. “Yaşam patentlenemez” düşüncesine bağlıyız. Bu alanda patent, tohum çeşitlerini yani yaşamı metalaştırmak demektir. Bu tohumları para ile satmaktan farklı bir şeydir. Birileri çoğalttıkları tohumları satabilirler. Patentte ise şirketler belli bir çeşit üzerinde fikri mülkiyet hakları olduğunu iddia ediyorlar. Resmen o tohum çeşidi onların oluyor. Sanayiden örnek verelim. Bir şirket diyelim ilk kez faks makinesi geliştirdi. Bu makine daha önce yoktu. Şirket bu makine üzerinde fikri mülkiyet hakkı iddia edebiliyor. Bunu bir dereceye kadar anlayabiliyoruz. Bir parantez açalım. Bu görüş bile eleştiriliyor. Faks makinesini geliştirmek için mutlaka başka bilgilere ihtiyaç var. Bu bilgileri üretenler bunlara karşı hiçbir bedel talep etmiyorlar. Ayrıca bu fikri mülkiyet hakları tüm insanlığın çıkarlarına aykırı olabiliyor. Aids ilaçlarının patentlenmesi ile ilgili tartışmaları hatırlayın. Tekrar konumuza dönersek, hayata ait olan on bin yıldır binlerce kuşak köylü tarafından geliştirilmiş tohum çeşitlerini ele alarak, ona birkaç gen sokarak veya çıkararak nasıl şirketler bu tohum çeşitleri ve genleri üzerinde fikri mülkiyet hakkı (yani patent) iddia edebiliyorlar. Bunun anlamı hayatın yağmalanmasıdır. Patent olmayan ancak ona yakın fikri mülkiyet halkları biçimleri de var. Tohumlar üzerinde iddia edilebiliyor. Ancak şimdi bu konuya girmeyelim. O da aşağı yukarı aynı kapıya çıkıyor.

Büyük tohum devleri halen gelişmekte olan ülkelerin yerel tohumları ile ülkelerin kamu kuruluşlarına ait gen merkezlerindeki tohumlara istedikleri gibi el koymuşlardır ve koymaya devam etmektedirler. Buna biyokorsanlık diyoruz. Bir ABD firması Hindistan’ın basmati çeşidi pirincine el koyarak kendi adına patent çıkartmıştır. (Gaia/Grain, 1998, Ten Reasons not to Join UPOV-Global Trade and Biodiversity in Conflict, issue no. 2, May 1998. www.grain.org/briefings/?id=1)

Köy çeşitleri veya köy popülâsyonları bütün dünyada büyük bir önem kazanmakta. Bunlara İngilizce heirloom deniyor. Ülkemizde atalık tohum denmesi önerilmişti. Şirket tohumlarına İzmir Torbalı köylerinde satın tohum denmekte.

Kısacası tohumlar veya hayvanlar üzerinde patent iddiası kabul edilemez. Hayat patentlenemez. Bu tohum ve hayvanlar bütün bir insanlığa aittir. İtiraz ettiğimiz şirketlerin bunlara sahip çıkma çabalarıdır. Domates, biber, patlıcan, tütün gibi birçok bitki Anadolu’ya Amerika’dan geldi. Domatesin gelişinin üzerinden ancak 100 yıl geçti. Patlıcan ve biberin ise 300 yıl önce geldiği tahmin ediliyor. Diğer yandan on bin yıl önce Anadolu’da geliştirilen buğday buradan bütün dünyaya yayıldı. Kim bunların üzerinde hak iddia edebilir. Bunlar bütün bir insanlığa aittir.

Türkiye’de 31.10.2006’da TBMM’den geçerek kanunlaşan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu da yerel çeşitler veya köy popülasyonları şeklinde tanımlanan genetik materyalin ticaretini yasaklamaktadır. Kanunun 5. Maddesi “Bakanlık tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine izin verilir.” 7. Maddesi ise “yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir” demektedir. Kanunda “tescil” şöyle tanımlanmaktadır: “Tescil: Yurt içinde veya yurt dışında ıslah edilen veya bulunan ve geliştirilen bitki çeşitlerinin farklı, yeknesak ve durulmuş olduğunun ve/veya biyolojik ve teknolojik özellikleri ile hastalık ve zararlılara dayanıklılığının ve tarımsal değerlerinin tespit edilerek kütüğe kaydedilmesidir”. Durulmuşluk ise çeşidin, tekrarlanan üretimlerden sonra veya belirli çoğaltım dönemleri sonunda ilgili özellikleri değişmeksizin aynı kalmasıdır. Farklılık: Bir çeşidin, müracaatının yapıldığı tarihte herkesçe bilinen çeşitlerden, tescile esas özelliklerden, en az bir tanesi bakımından farklılık göstermesini tanımlamaktadır. Yerel çeşitler veya köy popülâsyonları ise mutlaka farklı, durulmuş veya yeknesak olmak zorunda değildir. Genetik açıdan varyasyon bulunmaktadır ve bu aslında iyidir. Örneğin Torbalı dağ köylerinde ilginç bir patlıcan çeşidi görüyoruz. Aynı tarlada üretilen patlıcanların hiç biri diğerine benzemiyor. Renkleri sarı, mor, beyaz, siyah olabiliyor. Bu farklılıklar bizim için çok iyi iken tohumu metalaştırmak isteyenler için tohum olarak satılmamaları için gerekçe olarak kullanılabilecektir. Her şeyi bu arada tohumu metalaştırmaya çalışan kapitalist sistem aslında üretici ve tüketicisiyle milyonlarca insanın çıkarlarına ters hareket edebilmektedir. Yerel tohumların bu özellikleri biyoçeşitlilik açısından zenginliklerini ortaya koymaktadır. Tohum Kanunu bu genetik kaynaklardan elde edilen tohumlukların çiftçiler arasında değişimine açık olmakla birlikte ticaretine yasak getirmektedir. Benzer özellikler bir çok diğer ülke yasasında da bulunmaktadır. Bu yasalarla ulusötesi tohum şirketleri hegemonyalarını pekiştirecek yeni bir güç kazanmış olmaktadırlar.

Kısacası köylünün, çiftçinin yerel tohumları satması yasaklanmıştır. Bu zulümdür.

Biyokorsanlığa engel olmak için kendi yerel tohumlarımızı patentleyelim önerisi yanlıştır. Patentlenen çeşitler sonunda büyük ulusötesi şirketlere satılabilir. Yerli şirketler elinde kalsa da durum değişmez. Amacımız tohumu meta haline getirmek olmamalı. Üstelik genetik olarak farklılık gösteren bir çok köy popülasyonun yasal olarak satışı bile yasaktır. Üreticiler gerekli izinleri almak için başvursalar bile- ki bu iş sıradan bir çiftçinin yapamayacağı kadar zordur- bu istek kabul edilmeyecektir. Adeta bu tohumlar eroin muamelesi görmektedir.

Büyük şirketlerin yerel tohumlarımızı çalması o kadar da zor değildir. Ürün satın alarak da tohumları elde edebilirler. Pazarları dolaşmaları bile yeterli olur. Üstelik Tarım Bakanlığımızın kurduğu tohum ve gen merkezlerinden de çeşitli yollarla tohum örneği almaları çok kolaydır. Materyal Transfer Anlaşması denilen bir süreçle örnekleri sağlayabilirler. Bu nedenle iyi yönetilmez ise bu merkezler biyokorsanlığı kolaylaştırıcı bile olabilmektedir. Bütün tohumlar bir yere toplanmış. Şirketler için bundan iyi şey var mı?

Bizim yapacağımız yerel tohumların kaybolmadan üretilmesi ve gelişmesini sağlamaktır. Yerel tohumlarımızın kaydının devletin yanında çeşitli düzeylerde ve özellikle çiftçi ve çevre örgütleri elinde tutulması son derece önemlidir. Bunların olabildiğince özellikleri kaydedilmeli, yapılabildiği ölçüde gen haritaları çıkarılmalıdır. Bunlarla yapılan yemekler kitaplara vb. geçirilmelidir. Yoksa bunların çalınması ve patentlenmesi işten bile değildir. Doğal olarak tohum yasasının ve UPOV anlaşmasının tekrar ele alınması gereklidir.

Kaynak: karasaban.net

Dikkat GDO`lu günler başladı

“Genetik yapısı değiştirilmiştir”, ya da “genetik yapısı değiştirilmiş üründen üretilmiştir”… Artık market raflarında bu ifadelerin yer aldığı ürünler göreceğiz…

GDO yani “genetiği değiştirilmiş organizma” içeren ürünlerle ilgili son yönetmelik, bugün yürürlüğe girdi… Yönetmelik, “bebek maması” ve “küçük çocuk” besinlerinde gdo kullanımını yasaklıyor… Ve GDO`lu ürünlere “etiketleme” zorunluluğu getiriyor…

Genetiği değiştirilmiş organizma içeren ürünlerle ilgili yeni yönetmelik yürürlüğe girdi.

Daha önce büyük tartışma yaratan ve üç kez değiştirilen yönetmelik, GDO`lu ürünlerin sınırını çiziyor.

Buna göre, genetiği değiştirilmiş “bitki” ve “hayvan” üretimi yasak…

GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve çocuk gıdalarında kullanımı da yasaklanıyor..

Türkiye`ye girişine izin verilecek GDO`ları bir kurul belirleyecek…

GDO, “insan, hayvan ve bitki sağlığı” ile “çevre ve biyolojik çeşitliliği” tehdit eder nitelikteyse izin verilmeyecek. Düzenlemeye göre, GDO`lu ürünler, artık yasal zorunluluk olarak etiketlenecek…

“binde dokuz” olarak belirlenen GDO oranını aşan ürünlerin etiketinde, “genetik yapısı değiştirilmiştir” ya da “genetik yapısı değiştirilmiş üründen üretilmiştir” ifadeleri açıkca yazılacak…

Ürünün bazı tüketici gruplarında sağlık riski oluşturması sözkonusuysa etikette bu uyarı da yer alacak…

İlk yönetmelikte yer almayan ve tartışmalara yol açan bir hüküm de yeni düzenlemeye eklendi…Artık ürün etiketlerinde GDO`suz olduğu da vurgulanabilecek

GDO İÇİN YENİDEN KARAR VERİLECEK

Vekili: Av.

İstemin Özeti: Danıştay Onuncu ve Onüçüncü Daireleri Müşterek Kurulunca verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin 20.11.2009 günlü, E:2009/14646 sayılı karara, davalı idare itiraz etmekte ve kararın kaldırılmasını istemektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi … Düşüncesi: Dava konusu, Yönetmeliğin dayanağı olan Yasa maddeleri birlikte değerlendirildiğinde davalı Bakanlığın genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri içeren gıda ve yem maddeleri hakkında usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu anlaşıldığından davalı idare itirazının kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı … Düşüncesi: “İdare Hukuku”nda “yetki” kavramı, idareye, Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade etmektedir. Bu yönüyle idari işlemin en temel unsurunu oluşturan “yetki”, yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir. İdare Hukukunda “yetkisizlik kural, yetkili olma istisna”dır. Bu istisna ise, yetkinin, yalnızca yasayla gösterilen hallerde ve yine yasayla gösterilen idari merciler tarafından kullanılmasıdır. Öte yandan Anayasa’nın 123. maddesi uyarınca kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idarenin kendi düzenleme yetkisi de yasalarla sınırlı olduğundan, yetki kuralları genişletici yoruma tabi tutulamaz.

5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Yasa’nın 3. maddesinde bitkisel, hayvansal ve mikrobiyolojik kaynaklara, genetik modifikasyon teknolojileri ile başka bir canlı türüne ait bir genin aktarılması ile DNA’sının belli bir bölümünde istenilen değişiklik yapılmış olan gıdalar “genetik modifiye gıdalar” olarak tanımlanmıştır.

Sözü edilen tanım 5179 sayılı Yasa’nın Hükümet Tasarısı’nda yer almamaktadır. Bu tanım, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu tarafından Tasarıya eklenmiştir. Ayrıca aynı Komisyonun Tasarı’ya eklediği 27. maddede ise genetik modifiye gıdalara ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüştür. Bununla birlikte Tasarı’yı “Esas Komisyon” olarak görüşen TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu “genetik modifiye gıda” tanımını korumakla birlikte, Tali Komisyonun eklediği 27. maddeyi Tasarı metninden çıkarmıştır. Ancak bunun yerine, Tasarının 21. maddesinin sonunda “Ancak, bilimsel yöntemler ve klinik testlerle kanıtlanmış ve Bakanlık tarafından kabul edilen, fonksiyonel gıdalar/özel beyanlı gıdalar ve genetik modifiye gıdalar ile benzeri diğer konulara ilişkin usul ve esaslar, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” kuralına yer vermiştir. Tasarının 21. maddesi bu değişiklikler doğrultusunda TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edilmiştir.

5179 sayılı Yasa’nın değinilen 21. maddesi, gıda maddeleri ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin etiketlenmesi, reklam ve tanıtımına ilişkindir. Bu çerçevede maddenin ilk iki fıkrasında etiket, reklam ve tanıtımın içeriğine ilişkin kimi yasaklamalar getirilerek, reklam ve tanıtım ile ilgili usul ve esasların yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüştür. Bu çerçevede gıdanın etiketinin, reklam ve tanıtımının sahte, yanıltıcı veya gıdanın karakterine, yapısına, özellikle doğasına, özelliklerine, bileşimine, miktarına, dayanıklılığına, orijinine, üretim metoduna göre hatalı bir izlenim yaratacak, gıdanın sahip olmadığı etki ve özelliklere atıfta bulunacak, tüm benzer gıda maddeleri ile aynı özelliklere sahip olduğu halde gıda maddesinin özel karakteristiklerine sahip olduğunu bildiren veya ima eden ifadeleri ve tüketiciyi yanıltacak yazı, resim, şekil ve benzerlerini içermesi yasaklanmıştır.

Maddenin, Yasa’nın 3. maddesinde tanımlanan ve doğal olarak 5179 sayılı Yasa’nın kurallarına bağlı olan “genetik modifiye gıdaları” da kapsadığı açıktır. Buna karşılık yasa koyucu 21. maddenin özellikle ikinci fıkrasında ilgili idareye reklam ve tanıtım ile ilgili usul ve esasları yönetmelikle düzenleme yetkisi vermesine karşılık, aynı maddenin son fıkrasında bilimsel yöntemler ve klinik testlerle kanıtlanmış ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından kabul edilen genetik modifiye gıdaların etiket, reklam ve tanıtımını maddenin birinci fıkrasındaki yasaklardan ayrık tutarak, bunlara ilişkin usul ve esasların da adı geçen Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenmesi esasını kabul etmiştir. Böylece 5179 sayılı Yasa genetik modifiye gıdalardan yalnızca bu nitelikleri bilimsel yöntemler ve klinik testlerle kanıtlanan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından kabul edilenlerin reklamının yapılmasına, etiketlenmesine ve tanıtılmasına, dolayısıyla üretilmesine, işlenmesine, ithalatına, ihracına, tesciline ve tüketilmesine izin verilmiş olup, bu gıdaların söz konusu işlemlere tabi olacak nitelikteki genetik modifiye gıdalardan olup, olmadığını belirleme yetkisi ise davalı idareye bırakılmıştır.

Bu bağlamda 5179 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde “genetik modifiye gıdalar”ın tanımlanmasının, aynı Yasa’nın 21. maddesinin son fıkrasında “bilimsel yöntemler ve klinik testlerle kanıtlanmış ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından kabul edilen genetik modifiye gıdalar”dan söz edilerek bunların etiket, reklam ve tanıtımının, diğer gıdalardan farklı usul esaslara bağlı tutulmasının yanı sıra dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde ve davalı idarenin itiraz dilekçesinde sözü edilen diğer yasa ve KHK kuralları birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarenin genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıklanan nedenle, davalı idarenin itirazının kabulü ile yürütmenin durdurulması isteminin kabulü yolundaki kararın kaldırılması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca 2577 sayılı Yasada itiraz aşamasında duruşma yapılmasına ilişkin bir kural yer almadığından davalı idarenin bu istemi kabul edilmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü:

Dava, 26.10.2009 günlü, 27388 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik”in iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Danıştay Onuncu ve Onüçüncü Daireleri Müşterek Kurulu 20.11.2009 günlü, E:2009/14646 sayılı kararıyla; dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde Yönetmeliğe dayanak olarak gösterilen düzenlemelerden sadece 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 10. maddesinin açıkca belirtildiği, diğerlerinde ise açıkca dayanılan maddeler belirtilmeyerek yasa ve kanun hükmünde kararnamelerin adlarının sayılmasıyla yetinildiği, bu düzenlemelerde konunun çerçevesi çizilmeden genel kavramlara yer verildiği ve bu haliyle dava konusu Yönetmeliğin ancak belli kısımlarına dayanak oluşturabilecekleri anlaşıldığından ayrıntılı olarak ilk defa mevzuata konulan düzenlemenin yeterli dayanağını oluşturmayacakları sonucuna varıldığı; gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimi konularında öncelikle bu konuda yasa çıkartılarak esaslarının belirlenip çerçevesinin net olarak çizilmesi gerektiği; çeşitli yasalarda yer alan ancak esası belirlemeyen ve çerçeve çizmeyen genel ifadelerin bazı alanlarda sınırlı düzenleme yapma yetkisi vermekle birlikte dava konusu Yönetmeliğe yeterli hukuki dayanak oluşturmadığı; Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı’nın Bakanlar Kuruluna sunulduğunun davalı idarenin resmi internet sitesinde haber olarak yer almasının da, Yönetmelikle düzenlenen hususların bu konuda çıkartılacak yasa ile düzenlenmesi gerektiğinin göstergesi olduğu gerekçesiyle dava konusu Yönetmeliğin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Davalı idare, bu karara itiraz etmekte ve kaldırılmasını istemektedir.

İnsan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması için genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemek amacıyla yürürlüğe konulan dava konusu Yönetmelik, tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili düzenlemeleri kapsamakta; Sağlık Bakanlığınca ruhsat veya izin verilen ürünler ise Yönetmeliğin kapsamı dışında bulunmaktadır.

Yönetmeliğin; 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 10. maddesi, 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulu Hakkında Kanun,1734 sayılı Yem Kanunu ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanmasına Dair Kanuna dayanılarak hazırlandığı, 3. maddesinde belirtilmekte; öte yandan 4.maddesinde, yönetmelikte geçen tanımlar; 5.maddesinde, genel hükümler, zorunluluklar ve yasaklar; 6.maddesinde, izin koşulları; 7.maddesinde, “komite” nin oluşturulması; 8.maddesinde, komitenin görev ve yetkileri; 9. maddesinde, GDO’lu ürünün komite tarafından değerlendirilmesi amacıyla gen sahibi tarafından yapılacak başvuru; 10.maddesinde, maddede belirtilen konularda çalışmalar yapmak üzere çalışma grupları kurulabilmesi; 11. maddesinde, GDO’lu ürünün ithalatı; 12.maddesinde, GDO’lu ürünlerin işlenmesi ve depolanması; 13.maddesinde, GDO’lu ürünün ihracatı; 14.ve 15. maddelerinde, GDO’lu gıdaların ve yemlerin etiketlenmesi; 16.maddesinde, GDO’lu ürünlerin ithal veya ihracından son tüketiciye ulaşana kadar izlenmesi; 17.maddesinde, denetim ve kontrol; 19.maddesinde, bu yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak idari yaptırımlar düzenlenmiştir.

Amacı, kapsamı ve düzenleme alanına yukarıda yer verilen Yönetmeliği, hazırlama ve yürürlüğe koyma konusunda davalı idarenin yasal dayanağının bulunup bulunmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlığın çözümü için idarenin düzenleme yetkisinin kapsamı ve bu bağlamda idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisi üzerinde durulmalıdır. İdarenin düzenleme yetkisinin dayanağını Anayasa’nın muhtelif maddelerinde bulmak hukuken olanaklıdır. Anayasa’nın 8. maddesinde “yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’ya, kanunlara uygun olarak yerine getirilir.”, 113. maddesinin birinci fıkrasında “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması görevleri, yetkileri ve teşkilatı kanunla düzenlenir”, 115. maddesinde “Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir. Tüzükler, Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayımlanır.” , 124. maddesinde “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmi Gazete’de yayımlanacağı kanunda belirtilir.” ve 107. maddesinde “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu, teşkilat ve çalışma esasları, personel atama işlemleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.” yolunda yer alan hükümler idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin Anayasal dayanağını oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 8. maddesinin yürütmeyi aynı zamanda “yetki” olarak da tanımlamış olması idarenin düzenleme yetkisinin niteliği üzerinde duraksama yaratmışsa da, özerk düzenleme yetkisinin sadece Anayasa’nın 107. maddesinde öngörülen istisnai duruma ilişkin bulunduğu, idarenin düzenleme yetkisinin aslında ikincil, türev nitelikte olduğu hususunda bugün için bir duraksama bulunmamaktadır. Anayasa’ya göre idare düzenleme yetkisini yasalar çerçevesinde ve yasalara uygun olarak kullanmak zorundadır.

İdareler, yasada dayanağı bulunmak ve üst hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla görev alanlarıyla ilgili her konuyu yönetmeliklerle düzenleyebilirler. Ancak “münhasır kanun alanı” olarak da ifade edilen tamamen yasa konusu olan (temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması gibi) bazı alanların yönetmelikle düzenlenemeyeceği kuşkusuzdur. Burada “yasal dayanak” ilkesi üzerinde ayrıca durulmasına gerek görülmüştür. İdarenin düzenleme yetkisinin yasalara göre ikincil, türev niteliğinde bir yetki olduğu hususuna yukarıda yer verilmiştir. Ancak, bir konunun yönetmelikle düzenlenebileceği yasada ayrıca belirtilmemiş olsa bile idare o konuda yönetmelik çıkarabilir. Nitekim, 1961 Anayasa’sının yürürlükte olduğu zamanda verilmekle beraber bugün için de geçerliliğini koruyan Danıştay Sekizinci Dairesinin 3.2.1972 günlü, E:1971/471, K:1972/357 sayılı kararında da; “Anayasa’nın 113. maddesi Bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerine kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarma yetkisi tanıdığına göre, kanunda açıkça yönetmelikle düzenleneceği belirtilmemiş olsa bile bir konunun, kanunun uygulamasını sağlamak üzere ve kanuna aykırı olmamak şartıyla yönetmeliğe konu teşkil etmesinde Anayasa’ya ve hukukun genel kurallarına aykırılığın söz konusu olamayacağı aşikardır.” denilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığa bakıldığında davalı idarenin dava konusu alanı yönetmelikle düzenleme konusunda yasal dayanağının bulunup bulunmadığının ve bu alanın davalı idarenin görev alanı içinde olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin, Bakanlığın görevlerini düzenleyen 2. maddesinin (d) bendinde “Gıda ve diğer tarım ve hayvancılık ürünlerinin kalite ve standartlara uygun olarak üretimi, işlenmesi, korunması, pazarlanması ve değerlendirilmesini temin ve düzenlemek için gerekli kontrol sistemi ve kuruluşlarını tesis etmek, işletmek ve bu konularda çiftçinin teşkilatlanmasında yardımcı olmak,”; (f) bendinde “Halkın gereği gibi bilgilenmesini sağlamak

ve tüketim taleplerini karşılamak için ihtiyaç duyulan çalışmaları yapmak, ihracat imkanlarını geliştirmek üzere bitkisel üretim ve hayvancılıkta verimliliği artırıcı tedbirleri almak ve üretimi çeşitlendirmek”; (j) bendinde ise “Gıda konularında araştırmalar yapmak, pilot tesisler kurmak, gıda kontrolüne yardımcı olmak, diğer kuruluşlarla işbirliği içinde Türk Gıda Kodeksinin hazırlanması ve uygulamasını gerçekleştirmek, gıda ve yem sanayi ürünlerinin belirlenmiş esaslara uygunluğunu denetlemek, 1734 sayılı Yem Kanunu ile verilen işleri yapmak, yem tescil ve kontrol hizmetlerini yürütmek” düzenlemesine yer verilerek Bakanlığın görevleri sayılmış; davalı idarenin anahizmet birimleri arasında yer alan Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün görevlerini düzenleyen 10. maddesinin (c) bendinde “Gıda standartları ve kalite kontrol hizmetleri için temel prensip ve kriteleri belirlemek, duyurmak, uygulamalarını denetlemek, Türk Gıda Kodeksini hazırlamak, mecburi uygulanan standartların kontrolünü yapmak ve ilgili mevzuatla verilen tohumluk, fide, fidan ve benzeri girdilere ilişkin kontrol ve düzenleme esaslarını belirlemek, duyurmak, bunların uygulamalarını denetlemek”, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün görevlerini düzenleyen 12. maddenin (b) bendinde ise “Gıda standartları ve kalite kritelerini tesbit etmek, yeni tesisler kurmak ve gıda konularında araştırmalar yapmak” hükümlerine yer verilmiştir.

1734 sayılı Yem Kanunu’nun 5. maddesinin ikinci fıkrasında “Hangi yemlerin beyan veya tescile tabi olacağı Tarım Bakanlığınca tayin ve ilan olunur”; 6. maddesinde “Tescile tabi olan yemlerin, ticarete arz edilebilmesi için önceden Tarım Bakanlığına tescil ettirilmesi mecburidir. Tescil ile ilgili esaslar yönetmelikte gösterilir”; 7. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu gibi işletme ve kısımların tabi olacağı asgari teknik, sağlık şartları yönetmelikte gösterilir”; 8. maddesinde “Bu Kanunun kapsamına giren yemlerin ihraç ve ithali ilgili Bakanlıkların mütalası alınmak suretiyle Tarım Bakanlığının iznine tabidir” hükümleri öngörülmüştür.

Ürünlerin piyasaya arzı, uygunluk değerlendirilmesi, piyasa gözetimi ve denetimi ile bunlarla ilgili olarak yapılacak bildirimlere ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla kabul edilen 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun’un; ürünlerin piyasaya arz koşullarını üretici ve dağıtıcıların yükümlülüklerini, uygunluk değerlendirme kuruluşlarını, onaylanmış kuruluşları, piyasa yönetimi ve denetimini, ürünün piyasaya arzının yasaklanmasını, toplatılmasını, bertarafını ve bunlarla ilgili olarak yapılacak bildirimleri kapsadığı anlaşılmaktadır.

Gıda güvenliğinin sağlanması için yürürlüğe konulan 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde “Genetik modifiye gıdalar: Bitkisel, hayvansal ve mikrobiyolojik kaynaklara, genetik modifikasyon teknolojileri ile başka bir canlı türüne ait bir genin aktarılması ile DNA’sının belli bir bölümünde istenilen değişiklik yapılmış olan gıdalar” olarak tanımlanmış; 21. maddesinin son paragrafında ise “Ancak bilimsel yöntemler ve klinik testlerle kanıtlanmış ve Bakanlık tarafından kabul edilen, fonksiyonel gıdalar/özel beyanlı gıdalar ve genetik modifiye gıdalar ile benzeri diğer konulara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.

5488 sayılı Tarım Kanunu’nun “Biyolojik çeşitlilik, sentetik kaynakların korunması ve biyogüvenliğin sağlanması” başlıklı 10. maddesinde “Bakanlık biyolojik çeşitliliğin, sentetik kaynakların ve ekosistemlerin korunması ve geliştirilmesine ilişkin araştırmalar yapar veya yaptırır. Biyoteknolojik yollarla ve/veya çeşitli ıslah metotları kullanılarak elde edilen ürünlerin fikri mülkiyet hakları kapsamında korunması, kaydı, tescili, üretimi, tüketimi, gıda olarak kullanım, ihracatı ve ithalatı hakkında ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmak suretiyle gerekli düzenlemeleri yapar” kuralı yer almıştır.

Değinilen Yasa hükümlerinin birlikte incelenip değerlendirilmesinden; gıdayı, tarımı insan sağlığını, hayvancılığı ve çevreyi doğrudan ilgilendiren bu konuda davalı idarenin, genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri içeren gıda ve yem maddeleri ile ilgili olarak Yönetmelikle düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu görülmektedir.

Ancak, bu alanda düzenleme yapma yetkisine sahip olan idarenin, bu yetkisini kullanırken sadece yasayla düzenlenebilecek alanlara müdahale edip etmediğinin, yetkisini üst hukuk kurallarına uygun olarak kullanıp kullanmadığının saptanmasının dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen maddelerine yönelik olarak yapılacak bir inceleme sonucu ortaya çıkacağı açıktır.

Bu itibarla, Danıştay Onuncu ve Onüçüncü Daireleri Müşterek Kurulunca dava konusu Yönetmeliğin maddeleri incelenerek yürütmenin durdurulması istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak yürütmenin durdurulması istemi hakkında yeniden bir karar verilmek üzere, davalı idare itirazının KABULÜNE, 24.12.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

K A R Ş I O Y

X- Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun değişik 27. maddesinde öngörülen koşulların bakılan uyuşmazlıkta gerçekleştiği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulmasına ilişkin Daire kararına yapılan itirazın reddi gerektiği oyuyla, karara karşıyız

GDO’LU ÜRÜNLERE DANIŞTAY ENGELİ

Danıştay 10. ve 13. Daireleri Müşterek Heyeti, GDO’lu ürünlerle ilgili yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesini oy çokluğuyla durdurdu.

Bir vatandaş, 26 Ekim 2009 tarihli “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”in iptali ve öncelikle 11. ve 20. maddelerinin yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay’da dava açmıştı.

Danıştay 10. ve 13. Daireleri Müşterek Heyeti, yönetmeliğin 11 ve 20. maddelerinin yürütmesini oy çokluğuyla durdurdu. Müşterek heyetin gerekçesinde, yönetmeliğin 11. maddesinde GDO’lu ürünlerin ithalatının düzenlendiği, 20. maddesinde ise yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinin öngörüldüğü belirtildi.

Gerekçede, gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimi konularının çıkarılacak bir yasayla düzenlenmesi gerektiğine işaret edildi.

Danıştayın GDO kararı aşağıdadır;

T.C.

D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No : 2009/14562

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen: …

Davalı: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı – ANKARA

Davanın Özeti: 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin iptali ve öncelikle 11. ve 20. maddelerinin yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi ….:

Düşüncesi :Dava, 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin iptali ve öncelikle 11. ve 20. maddelerinin yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimi konularında, dava konusu yönetmelikte kapsamı ve içeriği belirtilen şekilde, mevzuatımızda ilk defa ayrıntılı düzenlemerin yapılması, öncelikle bu konuda yasa çıkartılarak, esaslarının belirlenip çerçevesinin çizilmesini gerektirmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin 3.maddesinde “dayanak” olarak belirtilen çeşitli yasalarda davalı idareye yetki veren hükümler; esasları belirlenmeden ve çerçevesi çizilmeden genel ifadelerle ve bazı alanlarda da sınırlı düzenleme yapma yetkisi verdiği, bu hükümlerin ; davalı idareye, GDO lu ürünlere ilişkin olarak, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili temel ilkeler, esaslar, yasaklar ve yaptırımlar koyup, kurullar oluşturarak, onlara görev ve yetkiler verecek şekilde kapsamlı düzenlemeleri mevzuatımızda ilk defa yapmasına, dolayısıyla dava konusu yönetmeliğe yeterli hukuki dayanağı oluşturmamaktadır.

Belirtilen nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde yürütmenin durdurulması için aranılan koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından; yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı … :

Düşüncesi : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması isteminin incelenmesi için davalı idarenin savunmasının alınması; bununla birlikte davanın durumuna, uyuşmazlığın niteliğine ve davacı tarafından ortaya konulan savlara göre Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin, aynı maddenin 5., 6. ve 7. fıkralarının, 14. maddesinin 1. fıkrası ile 15. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “… %0,9’un üzerinde GDO içermesi halinde …” tümcelerinin yürütmesinin, davalı idarenin savunması alındıktan sonra yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilinceye kadar, durdurulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren, 2575 sayılı Danıştay Kanununun Ek 1. maddesi uyarınca, Danıştay Onuncu ve Onüçüncü Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, gereği görüşüldü :

Dava, 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin iptali ve öncelikle 11. ve 20. maddelerinin yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Anayasanın; 56.maddesinde, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla faaliyette bulunacağı öngörülmüş, 172.maddesinde de, Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı hükme bağlanmıştır.

Anayasanın 124. maddesinde ise, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava konusu 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde, yönetmeliğin, insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması için genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkartıldığı belirtilmektedir.

Anılan Yönetmeliğin; 2.maddesinde, kapsamı ve istisnası; 3. maddesinde, bu Yönetmeliğin; 18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 10 uncu maddesi, 7/8/1991 tarihli ve 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, 29/5/1973 tarihli ve 1734 sayılı Yem Kanunu ile 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanmasına Dair Kanuna dayanılarak hazırlandığı; 4.maddesinde, yönetmelikte geçen tanımlar; 5.maddesinde, genel hükümler, zorunluluklar ve yasaklar; 6.maddesinde, izin koşulları; 7.maddesinde, “komite” nin oluşturulması; 8.maddesinde, komitenin görev ve yetkileri; 9. maddesinde, GDO lu ürünün komite tarafından değerlendirilmesi amacıyla gen sahibi tarafından yapılacak başvuru; 10.maddesinde, maddede belirtilen konularda çalışmalar yapmak üzere çalışma grupları kurulabilmesi; 11. maddesinde, GDO lu ürünün ithalatı; 12.maddesinde, GDO lu ürünlerin işlenmesi ve depolanması; 13.maddesinde, GDO lu ürünün ihracatı; 14.ve 15. maddelerinde, GDO lu gıdaların ve yemlerin etiketlenmesi; 16.maddesinde, GDO lu ürünlerin ithal veya ihracından son tüketiciye ulaşana kadar izlenmesi; 17.maddesinde, denetim ve kontrol; 19.maddesinde, bu yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak idari yaptırımlar düzenlenmiş olup; 20.maddesinde, bu yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği öngörülmüştür.

20.11.2009 tarih ve 27412 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle, 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan dava konusu Yonetmeliğin; 5. maddesinin 1.fıkrası, 7.maddesinin 1.fıkrası, 11.maddesinin 1/a fıkrası ve 15.maddesinin 1.fıkrası değiştirilmiş, 5.maddesinin 6.,7.,8.fıkraları ile 11.maddesinin 1/b fıkrası yürürlükten kaldırılmış, ayrıca yönetmeliğe bir geçici madde eklenmiştir. Öte yandan, değişikliğe ilişkin bu yönetmeliğin 26.10.2009 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiği belirtilmiş ve Yönetmeliğin genel esaslarıyla varlığı devam ettirilmiştir.

Bakılan uyuşmazlıkta, davalı idarenin, yukarıda sözü edilen alanı, dayanağı olarak gösterilen mevzuat esas alınarak ve yönetmelikle düzenleyip düzenleyemeyeceğinin irdelenmesi gerekmektedir.

Yukarıda aktarıldığı üzere, dava konusu Yönetmeliğin 3.maddesinde, Yönetmeliğe dayanak olarak gösterilen düzenlemelerden sadece 5488 sayılı Tarım Kanunu’nda dayanak yasa maddesinin 10.madde olduğunun belirtildiği, diğer dördünde ise, açıkça dayanılan maddeler belirtilmeyerek, Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin adlarının sayılmasıyla yetinilmiş bulunmaktadır. Anılan düzenlemelerde; konunun çerçevesi çizilmeden, genel kavramlara yer verildiği ve bu haliyle dava konusu Yönetmeliğin ancak belli kısımlarına dayanak oluşturabilecekleri anlaşıldığından; idarece, yukarıda belirtilen kapsamda, ayrıntılı olarak ve mevzuatımızda ilk defa ortaya konulan düzenlemelerin (yönetmeliklerin) yapılabilmesi için yeterli dayanağı oluşturamayacakları sonucuna varılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin, bir çok kararında olduğu gibi, 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’ un bazı maddelerinin Anayasaya aykırılık iddiasının incelendiği 8.1.2009 tarih ve E:2004/69 K:2009/6 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8. maddesinde, yürütme yetki ve görevinin Anayasa’ya ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği, buna göre, yürütmenin düzenleme yetkisinin, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olduğu, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemeyeceği ve yasada açıkça esasları belirlenmeden, çerçevesi çizilmeden, Bakanlığa Yönetmelikle alt düzenlemeler yapması konusunda çok geniş yetkiler verilmesinin yasama yetkisinin devri niteliği taşıyacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimi konularında, yukarıda kapsamı ve içeriği belirtilen şekilde, öncelikle bu konuda yasa çıkartılarak, esaslarının belirlenip çerçevesinin net olarak çizilmesini gerektirmektedir.

Bu itibarla, çeşitli yasalarda yer alan, esas belirlemeyen ve çerçeve çizmeyen genel ifadeler ile bazı alanlarda sınırlı düzenleme yapma yetkisi veren, konuyla ilgili hükümler ; davalı idareye, GDO lu ürünlere ilişkin olarak, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili temel ilkeler, esaslar, yasaklar ve yaptırımlar koyup, daha önce hiçbir yasada düzenlenmemiş olan “komite” adlı kurul ile çalışma grupları oluşturarak, onlara görev ve yetkiler verecek şekilde kapsamlı düzenlemeleri ilk defa yapmasına ve dolayısıyla da dava konusu yönetmeliğe yeterli hukuki dayanağı oluşturmamaktadır.

Nitekim, dava konusu yönetmelikle düzenlenen konulara ilişkin olarak, ülkemizde çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile bitki, hayvan ve insan sağlığı ve yaşamının korunması için 4898 sayılı Kanunla onaylanan Cartagena Biyogüvenlik Protokolü de dikkate alınarak, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünler ile ilgili faaliyetleri düzenlemek, denetlemek, izlemek üzere biyogüvenlik sistemini kurmak, geliştirmek ve uygulanmasını sağlamak amacıyla, araştırma ve geliştirme, muamele, kullanım, taşıma, ithalat ve ihracatı da kapsayan ticari işlemler de dahil olmak üzere GDO ve ürünlerini içeren faaliyetler, bu faaliyetlerle ilgili gerçek kişiler ile kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine dair hükümleri kapsar şeklinde davalı idarece çalışmaları yapılan, “Ulusal Biyogüvenlik Kanun Taslağı” nın Bakanlar Kuruluna sunulduğu yolundaki, davalı idarenin resmi internet sitesinde haber olarak yer alan bilgiler de, dava konusu yönetmelikle düzenlenen konuların tamamıyla bu konuda çıkartılacak bir yasa ile düzenlenmesi gerektiğinin bir diğer göstergesidir.

Bu haliyle, dava konusu yönetmeliğin yasal dayanağı olarak, Kanunların ad ve numaralarının sayılması suretiyle gösterilen mevzuatın; Yönetmeliğin düzenlediği konuların, çevre, insan ve toplum sağlığı gibi temel hususları ilgilendirdiği dikkate alındığında, yönetmeliğin yasal dayanağı olarak kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde yürütmenin durdurulması için aranılan koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından; 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin 11. ve 20. maddelerinin yürütülmesinin durdurulmasına, 20.11.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

AZLIK OYU : Aynı istemle açılmış olan 2009/14646 esas sayılı dosyada, 20.11.2009 tarih ve E:2009/14646 sayılı kararla, dava konusu Yönetmeliğin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğinden; bu dosyadaki aynı istem hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum.