GDO’LARA İZİN VEREN YÖNETMELİK YAYINLANDI. ÜRETİCİLER VE TÜKETİCİLER BÜYÜK TEHDİT ALTINDA..!!!

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan “Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” 26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara karşı çıkan ekolojist örgütler ise tepkilerini dile getirmek için yeni bir eylemlilik sürecine hazırlanıyor..

Gdo’ların yem ve gıda olarak kullanılmasına izin veren yönetmelikle ilgili bir açıklama yapan Ekoloji Kolektifi, “Gdo’lara izin veren hükümete seslenerek, Kopenhag iklim değişikliği zirvesine giderken gdonu da al git” dedi. Geçtiğimiz hafta Akdeniz Üniversitesi’nin biyoteknolojik yöntemlerle tarımsal üretime izin veren yönetmeliğine dava açıldığını söyleyen açıklamada, gıdayı tekellerine almak isteyen şirketler ülkeyi yönetiyor denildi.

Yapılan açıklamada “Tarım ve Köy İşleri Banklığı tarafından yayımlanan gdolara izin veren bu yönetmelik ile Türkiye gıda emperyalizminin tutsağı haline gelmiştir, bundan sonraki süreçte kentliler yedikleri besinlerin, köylüler ve çiftçiler ise ürettikleri ürünlerin geleceğinin ellerinden alındığını bilmelidir” denildi. Açıklamanın devamında ise şu ifadelere yer verildi.

“Türkiye’de yaklaşık beş yıldır Biyogüvenlik sistemine ihtiyaç duyulduğunu Gdoya Hayır Platformu bileşenleri ile haykırıyoruz. Buna karşın gıdayı ve tohumu gdolardan koruyan bir yasayı hükümet çıkarmamak için ayak diriyor. Bu da yetemezmiş gibi Cartagene Biyogüvenlik Protokolün’deki yükümlülüklerinin bile gerisinde bir yönetmelikle Türkiye’nin kapılarını gdolu ürünlere sonuna kadar açıyor. Gıda ve yemlerde gdo kullanımını serbest bırakıyor.

Sınır Kapılarında Denetim Yok

Sadece antibiyotiğe direnç geni taşıyan gdolu gıdalar ile gdolu bebek mamalarının ülkeye girişi yasaklanıyor. Peki bu ürünlerin ülkeye giriş yapmadığının tespitinin nasıl yapılacağını soracak olursanız, bakanlık bu konuda bile hiçbir tedbir almaya gerek duymuyor. Bu konuda gerektiğinde bir düzenleme yapılacağı belirtiliyor. Peki bu hükümetin sayın Bakanlığı siz denetimini yapmadığınız bu ürünlerin ülkeye girip girmediğini nasıl denetleyeceksiniz. Daha önce sorduk bir kez daha soruyoruz, çocuklar için zararlı gördüğünüz gdolar neden büyükler için zararlı değildir.”

Basitleştirilmiş İzin Sistemi

Gdolu ürünleri Türkiye’ye ithal etmek isteyen kişi ve şirketler için basitleştirilmiş bir izin sistemi getiren yönetmelik kapsamında gdolu gıda ve yemlerin risklerinin hangi kriterlere göre yapılacağına ilişkin bir düzenleme yapılmıyor. Bu gıda ve yemlerin hangi koşullarda riskli olacağının belirli koşullara bağlanmamasının tüketiciler ve üreticiler açısından büyük sakıncaları olacağını belirten Ekoloji Kolektifi, “ekonomik ve sosyal risk kriterleri belirlenmediğinde, bu ürünlerin takibi ve denetimi konusunda bir alt yapı oluşturulmadığında, yem olarak giren ürünlerin tohum olarak kullanılmasının önü alınamayacağı gibi, bu gıdalardan kaynaklı yaşanacak sağlık sorunlarının da neler olduğunun tespitinin mümkün olamayacağını” belirtiyor.

GDO’lu Gıdalara Etiket Bile Yok

Genetiği değiştirilmiş ürünleri tüketmek istemeyen tüketicilere seçme hakkı bile tanımayan bu yönetmelik uyarınca ancak binde dokuzun üzerinde gdo içermesi durumunda bu gıda ve yemlerin etiketleneceğini düzenleniyor. Buna göre tüketicilerin hangi üründe gdo olduğunu bilebilme olanağı da tamamen ellerinden alınıyor. Gdosuz ürün üreticilerinin ise ürünlerinin üzerinde gdosuz olduğunu belirtmeleri yasaklanıyor.

GDO’lu Yemler Tohum Olarak Kullanılabilir

Gdolu yemlerin hayvanlar tarafından tüketilmesi ve hayvanlardan da insanlara bu gdoların geçişi karşısında bu ürünleri ithal eden, satan ve kullandıran kişilere hiçbir cezai sorumluluk getirilmiyor. Aynı zamanda bu yemelerin tohumluk olarak kullanılmasının nasıl engelleneceği, tohumluk olarak kullanıldığı zaman yaptırımın ne olacağı da yönetmelik de düzenlenmiş değil. Bu durum ülkenin genetik varlıklarını tehdit edeceği gibi tarım ve hayvancılık sistemlerinde de onarılmaz yaralara yol açabilir.

Köylüler ve Çiftçileri Zor Günler Bekliyor

Bu ürünlerin kullanılmasından doğacak zararla ilgili şirketlere para cezası dışında bir yaptırım ise öngörülmemiş. Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması Ve Uygulanmasına Dair Kanun, Yem Kanunu, Gıdaların Üretimi, Tüketimi Ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, gdolu gıda ve yemlerden doğacak zararlarla ilgili adli ve idari para cezası öngören yönetmelik çiftçilerin ve köylülerin bu ürünleri kullanımlarından kaynaklanan doğrudan ve dolaylı zararlarının nasıl tazmin edileceğine yönelik bir ip ucu bile sunmuyor. Bu durumda ekosistem ve tarımsal yapılarda onarılmaz tahribata yol açan gdo üreticisinin ürünlerinin piyasadan toplatılması ve uygulanacak para cezası ile kurtulmasının alt yapısı oluşmuş durumda.

Dipten Gelen Sese Kulak Verin

Ekolojist sosyalist çiftçi, tüketici, kentli ve köylü örgütleri tarafından dava konusu edilmesi beklenen yönetmelik, iklim değişikliği zirvesine hazırlanan Türkiye’nin politik yönelimini de ortaya koyuyor. Aralık ayı içinde BM 15 taraflar Konferansı kapsamında iklim değişikliğine neden olan gıda, su, enerji, tarım gibi konularda, hükümetin gıdayı, suyu, toplum sağlığını önceleyen politikalara ağırlık vermeyeceğini gösteriyor. Gıda egemenliği ekseninde, tohumun ve tarımın kamusal politikalarla desteklenmesi; fosil yakıtlardan vazgeçilmesini, kentlerin kapitalist dönüşümüne karşı yeni bir sürece hazırlanılması gerektiğinin altını çizen Ekoloji Kolektifi, önümüzdeki günlerde, gıdanın, suyun, toprağın ve toplumun geleceği için dipten gelen dalga adı altında pek çok örgütün birleşik bir eylem süreci yaratacağını vurguluyor.

Ekolojistler.org haber. 26.10.2009 Pazartesi

GDO’LAR SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR

Köy Kooperatifleri Genel Başkan Yardımcısı ve Burdur Birlik Başkanı Yakup Yıldız, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiğini söyledi.

Burdur’da toplanan genetik yapısı değiştirilmiş ürünlere hayır platformuyla ilgili Ziraat Mühendisleri Odası’nda bir basın toplantısı düzenleyen Köy Kooperatifleri Genel Başkan Yardımcısı ve Burdur birlik Başkanı Yakup Yıldız, Türkiye’de 11 yıldır genetik yapısı bozulmuş ürünlerin kullanıldığını söyledi.

Yılda iki milyon tona yakın mısır ve soyadan üretilmiş Genetik yapısı değiştirilmiş ürün (GDO) ithal edildiğini söyleyen Yıldız, “Bu ürünler 800’den fazla çeşitle tüketicilerin sofrasına ulaşıyor. Hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünler, halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor. Tüketicinin bilgilenme hakkını ihlal eden ve sağlığını hiçe sayan bu durum, 10 yılı aşkın süredir tüm çarpıklığı ile sürüyor” dedi.

Tüketici ve halk sağlığı açısından tablonun vahim olduğunu söyleyen Yıldız, ” Genetik yapısı bozulmuş ürünlerin insanların sofrasına ulaşmasıyla birlikte alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksin etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınacaktır.”

Kaynak: Burdur Memleket Haber 01.08.2009

http://www.memlekethaber.com/haber.asp?id=320075

GEMLİK YAŞAM ATÖLYESİNDEN GDO’YA HAYIR KAMPANYASI

Gemlik Yaşam Atölyesi Genetiği değiştirilmiş ürünler için bir toplantı düzenledi. Gemlik Yaşam Atölyesi’nde GDO (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) konulu sivil toplum kuruluşlarının katıldığı bir toplantı büyük ilgi gördü.

“GDO’ya Hayır” Platformu sözcüsü Arca Atay, toplantının amacı ve konuyla ilgili olarak yapılması gereken işlerin toplantıya katılanlarca alınacak kararlar doğrultusunda verilebilmesi için GDO’lar ve Biyogüvenlik Yasasıyla ilgili gelişmeleri katılımcılara anlattı.

GDO’lu tohumların üretiminde farklı canlı türlerinden hedef bitkiye gen aktarıldığını, yapılan fare deneylerinde bunlarla beslenen fareler ile normalleri arasında büyük farklar tespit edildiğini, geni değiştirilen bitkilerin, insan sağlığı üzerinde alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dirençliliği, kanser ve bağı şıklık sitemini bozacak etmenleri tetikleme riskleri olduğunu söyledi. GDO’ların ekosistem ve biyolojik çeşitlilik üzerine risklerini anla tarak, Türkiye tarımını, yerel tohumlarımızı ve biyolojik çeşitliliğimizi koruyabilmek, eşit ve adil paylaşımlı güvenli gıdaya ulaşabilmek, gıda egemenliğini koruyabilmek için gerçek bir “Ulu sal Biyogüvenlik Yasası”na ihtiyaç olduğunu, bunun, Türkiye’nin de taraf ve imzacısı olduğu uluslararası Cartagena Biyogüvenlik Pro tokolü için de zorunlu olduğunu belirtti. Atay, “Unutulmamalıdır ki, ülkemizde, tüm Avrupa kıtasının sahip olduğu bitki türü ne yakın bir bitki zenginliği vardır. Kayıt altına alınmış 11 bine yakın bitki türünün 3 bin tanesi sadece Türkiye’de yetişir. Tıbbı ve aromatik bitkiler olan çeşitli otlar, gıda olarak tükettiğimiz sebze, meyve, tahıl ve baklagillerin bir kısmının gen merkezi Anadoludur. Böyle bir biyolojik çeşit zenginliği, elbetteki patentleşebilecekleri çeşitler açısından hem biyoteknoloji korsanlarının ağzını sulandırmakta, hem de GDO’lu üretimlere izin verilmesi halinde GDO’lu bitkilerden polen kaçışları ile biyolojik çeşitliliğin azalması ya da yok olması riski gibi iki büyük tehlike kapımızdadır. Uluslararası tohum şirketleri ve onların Türkiye’deki ortakları bu kapıdan yasal olarak girebil mek için GDO’ların ekim, dikim ve ithalatına izin verecek bir Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nı beklemektedirler. Şu anki hükümetin hazırlamış olduğu yasa tasarısı GDO’ları kontrol etmek ve yasaklamak yerine, onların tohum ve gıda olarak ülkeye girişlerini yasallaştırma, üretimlerine serbestlik tanıma amacı taşımaktadır. Tohumluk İthalat Genelgesinde GDO’lu tohumların ithalat ve üretimlerin in halen yasak olduğu ülkemize, tohum harici GDOlu gıda ve yemlerin girişlerini ya da üretimlerini kontrol eden mevzuat olmadığı için, yemlik, yağlık yada nişasta bazlı glikoz üretimleri için bunlar uzun yıllar boyu serbestçe girmişlerdir. Bugün bebek mamaları da dahil olmak üzere market raflarında tüketime sunulan mısır ve soya ağırlıklı, GDO’lu olduğu saptanan ya da tahmin edilen yüzlerce ürün mevcuttur.

Pancar şekeri ile ikame edilen glikoz ve fruktozun içine konmadığı meyve suyu, cola, çikolata, unlu veya sütlü mamuller neredeyse kalmamış tır. İnsanlar tarafından et olarak tüketilen büyük ve küçükbaş hayvanlar ile kanatlılar GDO’lu oldukları çeşitli defalar kanıtlanmış olan yemlerle beslenmektedirler. Bu yemlerin ithalatını zaman zaman bir devlet kurumu olan Toprak Mahsulleri Ofisi bile yapabilmekte, mevzuat olmadığı için kontrol etme gereğini duymadıklarını söyleyebilmektedirler.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden aldığımız ihbarlarda GDO’lu olduklarından şüphe edilen bazı tohumların bazı şirketler tarafından çok ucuza hatta bedavaya çiftçiye verildiği de söylenmektedir. Yani, bir ülkede, bu tür şeyleri kontrol edecek bir mekanizma oluşturulmadığı, GDO’lu ürün analizi yapan laboratuvarlar kurulmadığı, tüm bu haberlere kulaklarını tıkayan, tüketicilerin, çiftçilerin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin uyarılarını duymazdan gelen bir hükümet var olduğu sürece, ciroları milyarlarca dolar olan, dün ya üzerinde 125 mil yon hektarlık tarım alanını GDO’lu tohumlarıyla işgal eden uluslararası tohum ve ilaç tekelleriyle mücadele hakikaten zor olmaktadır. Eğer bu ürünlerin girişini ekimini yada tüketimini engelleyebilirsek, bu ülke topraklarını uluslararası tohum tekellerinin işgalinden, çiftçilerimizi bunlara bağımlı kalmaktan, tüketicilerimize güvenilir ve sağlıklı besin sunabilmeyi becerir sek işte bizim en büyük çıkar ve kazanımımız bu olacaktır.” dedi.

Kaynak: Editör Gemlik Gündem Gazetesi Haber Merkezi 3.8.2009

http://www.gundemmedya.com/haber/Gemlik-Haberleri/2841.html

NE ZAMAN AKILLANACAĞIZ?

GDO’ya Hayır Platformu Bileşenleri , İstanbul’da yaptıkları basın toplantısında GDO’ların sağlık konusundaki risklerine dikkat çekti.

Toplantıda genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel deneylerde hayvanların iç organlarında küçülme, karaciğer ve böbreklerinde yetersizlik, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış saptandığı belirtilerek “İnsanlarda da bu bulgular çıktıktan sonra mı akıllanacağız?” denildi.

Toplantıda yapılan açıklama ise şöyle:

“Ülkemizde, genetiği değiştirilmiş bitkilerin ekimine izin verileceğini hükümet sözcüsü sayın Cemil Çiçek’in 1 Haziran 2009 tarihli basın açıklamasından öğrendik. Sayın bakan bu açıklamada genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) ithalat yoluyla zaten ülkemize girdiğini o yüzden ülkemizde üretilmesinin bir sorun oluşturmayacağını dile getirdi.

Bizler, insanımızın sağlığı için son derece sakıncalı olan bu ürünlerin ithalini önlemek için tedbirler alıyoruz denmesini beklerken, zaten ülkemize bu zehirler giriyor o halde ülkemizde üretilmesinde de zarar yok gibi bir yönetim zaafı örneği gösteriliyor; yasaklayamazsan yasalaştır! Bu tavır hükümet olup iktidar olamamaktır!

“Ulusal” biyogüvenlik yasa tasarısı taslağındaki ulusal sözcüğü ABD kökenli çokuluslu tohum şirketleri yararına çıkartılacak olan bu yasa ile nasıl bağdaşıyor. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin ülkemizde ekilmesi hangi ulusal çıkarımızı karşılamaktadır? Hiçbirini! Olsa olsa insanlarımız hasta olduğunda yine çokuluslu ilaç şirketlerinin çıkarlarını karşılar.

Bu ürünlerin sağlık sakıncası olduğunu sayın bakan da biliyor ve dile getiriyor: GDO’lar bebek mamalarında olmayacak! Çok iyi de sayın bakanım, anne karnındaki çocuğu nasıl koruyacaksınız? Anne bu GDO’lu ürünleri yediğinde karnındaki çocuğa geçmeyecek mi? Ya da emzirdiğinde sütüyle çocuğa bulaşmayacak mı?

Bilindiği gibi genetiği değiştirilmiş bitkileri yediğimizde hem yapay olarak bu bitkiye yerleştirilmiş olan geni yiyoruz hem de bu genin ürettiği kimyasal maddeyi. Peki bu kimyasal madde ne? Örneğin böcek ilacı veya yabani otları yok etmek için kullanılan tarımsal ilaçlara karşı direnç oluşturan bir kimyasal. Daha önce hiçbir şekilde insanın tanımadığı bu madde vücudumuzda hangi olumsuzluklara yol açıyor? Günümüzde bunu tüm ayrıntısı ile henüz bilmiyoruz. Ama bağışıklık sistemini bozduğu, ağır alerjilere yok açtığı onlarca bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Ayrıca, genetiği değiştirilmiş bitkilerin yapısında antibiyotik direnç geni de yer almaktadır. Bu bitkileri tükettiğimizde Dünya Sağlık Örgütü’nün öncelikli ilaç listesinde yer alan bazı antibiyotiklere karşı direnç geliştiren bu genleri ve bunların ürettikleri kimyasalları da yemiş oluyoruz. Mikrobik bir hastalığımız olduğunda nasıl tedavi olacağız sayın bakanım?

Genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel deneylerde hayvanların iç organlarında küçülme, karaciğer ve böbreklerinde yetersizlik, er bezinde küçülme, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış saptanmıştır. İnsanlarda da bu bulgular çıktıktan sonra mı akıllanacağız?

DDT ilk piyasaya çıktığında da insana zararlı olmadığı iddia edildi. Hatta kaşifine Nobel Ödülü verildi. Ancak binlerce insan öldükten sonra yasaklandı!

İlk kez 1908 yılında üretilen margarinlerin içinde yer alan trans yağ asitlerinin kalp damar hastalığı yaptığı bilimsel olarak kanıtlandı. Ne zaman? 2008’de yani 100 yıl sonra ve belki de yüz binlerce insan bu yüzden öldükten sonra trans yağ asitleri margarinlerin bir kısmından çıkartıldı!

Elimizde GDO’ların sağlık sakıncalarını kanıtlayan bunca bilimsel yayın varken bunları göz ardı edip, ulusal biyogüvenlik yasasını tohum şirketlerini mutlu edecek şekilde çıkartmak, toplum sağlığı ile oynamaktır! Buna hiç kimsenin gücü yetmez!

Kaynak: NTVMSNBC 17.7.2009

http://www.ntvmsnbc.com/id/24984357/

GDO Çiftçi Broşürü

Çiftçi neden GDO’ya hayır diyor?

“…

Biz üretici köylüler halen ürettiğimiz ürünümüzden tohumluğumuzu ayırabiliyor ve saklayabiliyoruz.
Üretimimizi ayırdığımız tohumluğumuzla sürdürebiliyoruz. Tarımı ve çiftçiyi var eden, tarımsal
üretimin günümüze kadar sürmesini sağlayan bu bitki üretme hakkımız olmuştur.
Milyarlarca çiftçiye ait olan bitki üretme hakkı şimdilerde sayıları 10’u bulmayan tohum şirketleri
tarafından gasp edilmek isteniyor. Şirketler tohumların genleriyle önce oynayarak, sonra genleriyle
oynadıkları tohumlara patent alarak bitki üretme hakkımızı elimizden almak istiyorlar….”

elilani_ciftci